Kitap 2-1.3 Geriye Dönüş (II)
Sol eliyle kadının sağ elini, sağ eliyle de omzunu tutmakta olan Venersis, dehşet içinde bağırdı ama ne olduğunu anlayamadan hançer derisini yarıp geçmişti.
“Hayır!”
diye haykırdı Venersis, alelacele kadının sol elini kavrayıp hançeri çekerken. Fakat göğsünden bir kan fıskiyesi boşanmaya başlamıştı bile. Venersis’in bu tez davranışı bile hançerin kalbine saplanmasına engel olamamıştı.
“Kabilem… ve oğlum… çölün kurallarına uyacak ve senin kökünü kazımayı bileceklerdir.”
Mairez, kin dolu gözlerle Venersis’e bakarken, Venersis kadının gözlerinin değdiği her yerin bir şemşirle yaralanmaktan daha çok acıdığını hissetti.
Mairez’in bedeni kollarında soğumaya başlarken, Venersis yalnızca olduğu yerde boş boş dikiliyordu.
Artık ‘Kanlı Eller’ Venersis’in, Pareia Anası’nı katlettiği yaftasından kurtulması mümkün değildi. Hiçbir bahanesi olamazdı. Adı da, gururu da büyük bir yara almıştı.
“Hımm…”
Venersis, acı dolu bir inilti koyuvermeden önce ifadesiz bir suratla Mairez’e baktı. Ardından onu dikkatlice paoenin içine yatırıp dışarı çıktı.
Uzun bir süre sonra, paoenin köşesindeki büyük sandık hareketlenmeye başladı.
Tak.
Sandığın kapağı bir sesle açılıverdi ve içinden küçük bir oğlan çocuğu fırladı.
Fal taşı gibi açılmış gözleri son derece şaşkın görünüyordu.
Kapağı kaldırmadan önce etrafta kimsenin olmadığından emin olmak için sandığı yalnızca hafifçe aralamış olsa da, çocuğun kalbindeki şok dinmemişti.
Bir sonraki an, çocuğun gözleri yırtılacakmış gibi daha da irileşti. Gözlerindeki kara bebekler büyüdü, ardından aniden küçüldü.
“Anne.”
On yaşlarında görünen oğlan, Mairez’in cansız bedenini görmüştü. Çocuk, ona doğru koşarken telaşla seslendi.
Yulian Provoke.
Pareia kabilesinin Işığı’nın ilk oğlu, Mairez’in biricik evladı Yulian, annesinin kanlı göğsünü gördükten sonra tek kelime edemeden yanına diz çöktü.
‘Anne…’
Yulian’ın gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Ağlayışını bastırmak için elini ağzına kapattı ve annesinin bedenine sarıldı.
Venersis’in saldırısının dışarıda başladığını bilen Mairez, oğlunu saklamaya çalışmış, fakat Yulian inatla dinlememişti. O bir erkekti ve bir evlattı, bu yüzden bir kadın olan annesini koruması gerektiğini düşünüyordu.
Mairez’in, oğlunun elindeki küçük alıştırma şemşirini görüp gururlandıktan sonra onu ikna etmek için söylediği sözler, Yulian’ın annesinin ağzından duyduğu son kelimeler olmuştu.
“Anne…”
Elleri ve yüzü tamamen kana bulanmış halde, Yulian annesinin göğsüne uzanıp sessizce ağladı. Annesinin arzusunu yerine getirmesi gerekiyordu.
Henüz 10 yaşında olmasına rağmen ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Eğer şimdi yüksek sesle ağlarsa, sonu esir düşmek olurdu. Onu geri almanın bedeli de epey ağır olacaktı.
“Anne, üzülmeyeceğim. Yalnızca bu seferlik ağlayacağım. Anne, ben… bu oğlun, bu kinin bedelini ödetmeyi bilecek… Çölün kanununa uyup karşılığını tıpatıp aynı şekilde vereceğim… Bu yüzden üzülmeyeceğim.”
Bir oğlan çocuğunun yemini.
Pareia’nın Işığı Baguna ile Pareia Anası Mairez’in çocuğunun yemini.
Yulian Provoke bu yemini ederken, dışarıda, kurak çöl kumu ve bozkırın tozu bolca insan kanı emmişti. Sonra da çölün ıssızlığında sıkça görülen rüzgârla birleşmişti.
Kızıl Çöl adının hakkını veren kızıl bir rüzgâr esmeye başladı.