Bölüm 38

Metin Boyutu
← Önceki Sonraki →

İhanet.

Yeniden gün yüzüne çıkarmak istemediği düşünceler…

Unutmak için çok çabaladığı şeyler…

Kitap 1-7.1 Reislerle Müzakere (I)

Işıyan Baguna’nın doğum günü kutlamalarının üçüncü gecesiydi.

Otağın içinde Işıyan Baguna ve üç oğlu ile on bir vahadan sorumlu kabile reisleri vardı.

Her vaha üç ila dört reis tarafından yönetildiğinden, otağın içindeki toplam insan sayısı kırk civarındaydı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, yıl boyunca tüm reislerin bu şekilde bir araya gelme fırsatı pek olmazdı. Bu yüzden ne zaman imkân bulsalar hem kendi vahalarını konuşmak hem de tüm Pareia için bir plan belirlemek üzere toplanırlardı.

O günkü tartışmanın konusu ise elbette Yulian’ın İmparatorluk prensine nasıl haddini bildirdiğiydi.

İlk sözü alan, Derin Kuyular Vahası’nda yaşayan ‘Temkinli Kobra’ Sanatu oldu.

“Genç Işıyan’ın hareketinin içimin yağlarını erittiğini itiraf etmeliyim, ancak bu Sanatu, olayın ardından yaşanacaklarla nasıl başa çıkacağımız konusunda endişeli. Genç Işıyan, kendine hâkim olamaz mıydın?”

Yulian cevap veremeden, Parlak Ağaç Vahası kabilesinden ‘Pervasız Bizon’ Maigue bağırmaya başladı.

“Sanatu-nim, ne yani, kızlarımıza saldırılmasını öylece izlemeli miydik?! Üstelik o, Pareia’nın bir sonraki Anası olacak kişi. Bütün savaşçılar onlarla dövüşmek için ileri atılsaydı bile bu anlaşılır bir durum olurdu. Bu yüzden Genç Işıyan’ı nasıl suçlarsın?”

İkisi de isimlerinin hakkını veriyordu. Diğer reisler de kendi hissiyatlarına göre ya Sanatu’nun ya da Maigue’nin tarafını tuttular.

Şöyle bir bakıldığında, Maigue’ye katılan ve Yulian’ın doğru olanı yaptığını düşünen reislerin sayısı daha fazlaydı.

Çoğu çöl insanının savaşçı bir mizacı vardı. Gururları da son derece yüksekti. Hatta pek çok reis, Yulian’ın yerinde olsalar aynı şeyi yapacaklarını söylüyordu. Aslında Yulian’ın hareketlerini eleştiren reisler bile bunu yalnızca Pareia’nın geleceğini düşündükleri için yapıyorlardı; yaptığının yanlış olduğunu düşündüklerinden değil. Bu yüzden de ortada büyük bir anlaşmazlık yoktu.

Reisler iki gruba ayrılmış hararetli bir tartışmaya dalmışken, Pareia’yı nasıl ayakta tutabileceklerini çözmeye çalıştıktan sonra bakışlarını Baguna’ya çevirdiler.

Bu karmaşayı onun çözmesini istiyorlardı.

Baguna, yanında oturan Yulian’a baktı.

“Bu meseleye sen sebep olduğuna göre, sence nasıl çözmeliyiz?”

Yulian yerinden kalktı ve konuşmaya başlamadan önce otağın içindeki reislere göz gezdirip konuşmaya başladı.

“Bilge büyüklerimizi böyle endişelendirdiğim için gerçekten üzgünüm. Bu olayda fevri davrandığımı kabul ediyorum, ancak böyle bir şey bir daha yaşanırsa yine aynı şekilde hareket ederim. Karşısındaki kendi eşim olmasa bile, Pareia’nın hangi kızı olursa olsun, yine aynı şeyi yaparım.”

Yulian, reislerle doğrudan göz teması kurarak güçlü bir sesle konuştu.

“Bana çöl savaşçılarının ilk görevinin kabilelerini, kadınları ve çocukları korumak olduğu öğretildi. Eski nesil savaşçıların kanlarını dökerek sürdürdüğü bu görev, Pareia’yı bugünkü haline getirmiştir ve benim tek yaptığım bu öğretileri dinlemekti. Karşımızdaki ne kadar güçlü bir İmparatorluk olursa olsun, Pareia’nın temelini sarsacak bir şeyle bile karşılaşsak, bu en önemli görevi yerine getirmek için çabalamadığımız bir durum ortaya çıkarsa, Pareia isminin anlamını yitirir ve geçmiş savaşçıların kanı boşa akmış olur.”

“…”

“Bizim Pareia’mız, Doğu Çölü’ndeki beş kabilenin en güçlüsüdür ve savaşçılarımız da güçlüdür. Bir savaşçının görevini yerine getirmesi üzerine bu şekilde tartışacak kadar neden korkuyoruz ki?”

Yulian’ın uzun konuşmasının ardından otağı bir sessizlik kapladı. Yulian, onların unuttuğu o özü yeniden alevlendirmişti.

Bir çöl savaşçısının görevi. Her savaşçının sadık kalması gereken bir görev.

Yulian’ın söyledikleri, en yaşlı birkaç reisin bile içindeki ateşi alevlendirmişti, ancak aynı zamanda bazıları Yulian’ın siyasi becerilerden yoksun olmasına hayıflanıyordu.

Kısa bir sessizliğin ardından, toplanan reislerin en yaşlısı, saygı ve güvenilirlik açısından Işıyan Baguna’nın hemen arkasında gelen, Derinlerin Derini Vahası’ndan ‘Ağzı Sıkı Öğretmen’ Yarumaha konuşmaya başladı.

“Sevgili Genç Işıyan’ım.”

“Evet, ‘Ağzı Sıkı Öğretmen’ Yarumaha-nim.”

“Her şey, varoluş değerini nereye koyduğunuza göre değişir. Eğer Genç Işıyan savaşçının görevini ilk sıraya koyuyorsa, bu yaşlı adam da Pareia’nın varlığını ilk sıraya koyar. Pareia yok olursa, savaşçının görevinin de bir anlamı kalmaz. Koruyacak bir kabilesi veya halkı olmayan bir savaşçıyı hiç düşündün mü?”

“Yarumaha-nim…”

Maigue, Yarumaha’ya seslenince, Yarumaha elini kaldırarak onu susturdu ve Yulian’dan bir cevap bekledi.

“Genç Işıyan bu soru hakkında ne düşünüyor?”

Yulian, cevap verirken Yarumaha’nın gözlerinin içine baktı.

“Savaşçılarımızın tek yapması gereken güçlenmeye devam etmek. Bu tür bir hakarete maruz kalmamızı gerektirmeyecek kadar güçlenmek. Yarumaha-nim’in söyledikleri de doğru olsa da, asıl mesele Pareia’mızın o Sessizlik İmparatorluğu’ndan daha zayıf olmasıdır. Bütün çöl savaşçıları dişlerini sıkıp daha da güçlenmeli. Eğer bu kadar çok insanın böyle bir durum için toplanmasına gerek kalmayacak kadar güçlü olursak, bu durumun üstesinden gelinebilir.”

Yarumaha başını iki yana salladı.

“Bu yaşlı adamın anlatmaya çalıştığı şey, o kadar güçlenmenin çok fazla çaba ve zaman gerektirdiği. Gelecekte Işıyan olduğunda böyle bir şeyin tekrar yaşanmayacağını nereden biliyorsun?”

Yulian cevap verirken yumruğunu sıktı.

“Yarumaha-nim’in söyledikleri doğru. Ancak kendime güveniyorum. Güçleneceğiz ve Sessizlik İmparatorluğu’nun Pareia’mıza karşı hiçbir şey yapamaz hale gelmesini sağlayacağız.”

“Bunu nasıl yapmayı planladığını sormak istiyorum.”

“Eğer bütün çöl kabileleri birlikte hareket ederse, kıtadaki herhangi bir güçten daha kuvvetli oluruz. Hepsi tek bir ulusun parçası olan çöl kabilelerinin neden birbirlerini ele geçirmek için savaştığını ve birbirlerini öldürmek için kan döktüğünü gerçekten anlayamıyorum. Çölü birleştireceğim.”

“Ah!”

“Bu…!”

Otağın her yerinden hayranlık ve destek nidaları yükseldi.

“Bu, yüzlerce yıldır kimsenin başaramadığı bir şey. Hepimiz tek bir ulusun parçası olabiliriz, ancak o kadar uzun zamandır ayrıyız ki bazı geleneklerimiz bile farklılaştı. Genç Işıyan’ın yapmak istediği imkân…”

Yulian, Yarumaha’nın sözünü kesti.

“Lütfen imkânsız olduğunu söylemeyin. Ben kendime çoktan bir hedef belirledim ve bir çöl savaşçısı gibi bu hedefe doğru ilerleyeceğim. Hem bu, şimdi kimin daha güçlü olduğunu görmek için Sessizlik İmparatorluğu’yla savaşacağımı söylememden daha gerçekçi değil mi? Çölü birleştirdiğimde, şimdiki gibi bizim onların değil, Sessizlik İmparatorluğu’nun bizim yanımızda ayağını denk alması gerekecek.”

Yulian’ın şaşırtıcı sözleri üzerine reislerin çoğu birbirine baktı.

Onu durdurmaya mı çalışmalılardı?

Yoksa var güçleriyle onu desteklemeliler miydi?

Mantıklı düşünüldüğünde Yulian’ın sözlerini başarmak zordu, ancak kalplerinin tutkuyla alevlendiğini hissediyor ve onun sözlerine inanmak istiyorlardı. Yulian’ın bunu gerçekten başarabileceğine dair açıklanamaz bir inanç vardı içlerinde.

Bu durum, başlangıçta Yulian’ın fevri davranışını eleştiren Sanatu için bile geçerliydi.

Işıyan Baguna, oğluna memnun bir ifadeyle baktı.

Baguna, Yulian’ın Çöl Fatihi unvanından ve güçlü yeteneklerinden ziyade, hayalini başkalarıyla paylaşabilmesinden ve insanları kendine çekebilmesinden daha memnundu. O açıklanamaz tutku ve karizma. Baguna’nın oğluyla ilgili en çok memnun olduğu şey buydu.

Güçlü bir savaşçı yetiştirebilirdiniz, ancak insanları kendine çekebilen bir Işıyan, bu öğretebileceğiniz bir şey değildi. Bu, doğuştan gelen bir şeydi. Baguna bu açıdan memnundu.

“Genç Işıyan’ımız bu yaşlı adamı o tuhaf tutkusuyla kendine çekiyor. O halde son bir soru soracağım. Eğer Sessizlik İmparatorluğu bu durumun intikamını almak ister ve askerlerini çöle sürerse ne yapacaksın?”

← Önceki Sonraki →

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki
👍Beğendim0
😡Sinir Bozucu0
😂Mükemmel0
😮Şaşırtıcı0
😓Sakin Olmalıyım0
😵Bölüm Bitti0

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Manga-Novel Tr sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin