Bölüm 19 – Book 1-4.1

Metin Boyutu
← Önceki Sonraki →

Grace Nellisi

Muhteşem bir kadındı. Öyleydi.

Kitap 1-4.1 Grace Nellisi

Yulian yoğun bir dönemden geçiyordu. Sabahları ve geceleri kendi talimine odaklanıyordu. Gündüzleri ve akşamları ise Kızıl Fırtına tugayıyla kılıç talimi yapıyordu.

Tüm bunların arasında tarih ve strateji öğrenirken de dikkatini vermeye özen gösteriyordu, bu yüzden Yulian’ın bir günün yirmi dört saatten otuz altı saate çıkmasının harika olacağını düşünmesi gayet doğaldı.

Fakat bu, yapmak istediği bir şeydi; hayaline ulaşmak için yapması gereken bir şeydi ve yalnız olmadığı, kendisi gibi tutku dolu olan savaşçı dostlarıyla birlikte çalıştığı için Yulian yorgunluk hissetmiyordu.

Dört saat bile uyumanın zor olduğu bu meşakkatli hayatına devam ederken, Yulian çok önemli bir şeyi unutmuştu.

Her zamanki günlerden biriydi; Yulian genç savaşçılarla talime odaklanmıştı. Talim alanının her yerinde devasa kılıçlar uçuşuyor, talimin tadını sanki gerçek bir savaşmış gibi çıkaran genç savaşçılar, vücutlarının her yerinde oluşan küçük yaraları umursamıyordu.

Neyse ki kılıçların ağzını köreltip çamurla kaplamışlardı, yoksa birkaç saat içinde onları öldürebilecek bu tehlikeli talimden sağ çıkamazlardı.

Zor olmasına rağmen savaşçıların çoğu bundan keyif alıyordu ve Yulian’ın da umurunda değildi.

O seviyedeki bir yaralanma, kendisinin katlanmak zorunda kaldığı işkencenin yanında bir hiçti.

Birkaç gün öncesine kadar şakayla karışık sızlanan bazı savaşçılar vardı ama Yulian’ın vücudunu gördükten sonra hiçbiri gıkını bile çıkaramamıştı.

Yulian’ın bedeni, bir savaşçıya yakışır şekilde mükemmel yontulmuş bir bedendi ve bu açıdan hiçbir sorun yoktu.

Ancak o keskin hatlı bedenin yüzeyinde sayısız yara izi vardı.

Kızıl Fırtına üyeleri, henüz bir savaşa katılmamış olan Yulian’ın nasıl bu kadar çok yara aldığını sorduklarında verdiği cevabı dün gibi hatırlıyorlardı.

Yulian iki elinin parmaklarını açıp konuşmuştu.

“Her gün en az on kez dayak yedim. Şunu düzgün yapamadığım için, bunu düzgün yapamadığım için, karşı geldiğim için, çok yavaş öğrendiğim için, aptal olduğum için, bir şeyleri çabuk kavrayamadığım için dayak yedim…”

Savaşçılar, Yulian’ın durmaksızın dövüldüğüne inanamıyorlardı. Hangi savaşçı genç bir savaşçıyı bu şekilde eğitirdi ki?

Ama Yulian’ın yalan söylemesi için bir neden yoktu. Ve vücudundaki sayısız yara izi, sözlerinin doğruluğunu kanıtlıyordu.

“Ben bu şekilde öğrendim. Ancak size bu şekilde öğretmek istemiyorum. Sadece benim bu şekilde yaralanmış olmam yeterli. Lakin!”

Gulp.

Birinin gürültüyle yutkunduğu duyulmuştu.

“Eğer becerileriniz belirgin bir şekilde geride kalırsa, başka seçeneğim kalmayabilir diye düşünüyorum. Tek ricam, onurunuzu kırmak zorunda kalacağım bir duruma yol açmamanız. Bunu sizden tüm kalbimle rica ediyorum.”

Bu, Yulian’ın kendileri gibi savaşçı dostlarına vuracağı anlamına geliyordu. Onlar köle bile değillerdi; dayak yemek büyük bir hakaret olurdu.

Savaşçılar bu durumu önlemek için daha da sıkı çalışıyorlardı. Yulian tüm bunları, bir utanç kaynağı olması gereken kendi yara izlerini göstererek söylüyordu.

Yulian birkaç gün önce olanları hatırladı ve yüzünde bir gülümsemeyle bağırdı.

“Bugün kıyafetleri en çok çamurlanan kişi, tüm savaşçıların kılıçlarına çamur sürmekten sorumlu olacak.”

Kılıçlara çamur sürdükten sonra, kılıç darbesi aldığınızda ya da kılıçla kesildiğinizde kıyafetlerinizin çamura bulanması doğaldı. Zayıf olanın üzeri çok, güçlü olanınki ise az çamurlanıyordu. Herkes bunu akranlarının gücünü ölçmek için kullanıyor ve onlara yetişmek için durmaksızın çalışıyordu.

Yulian’ın bu ilanı, ateşli bir tutkuyla dolu talim alanına benzin dökmek gibiydi; ve kısa süre sonra, ilginç bir durum ortaya çıktı.

Diğer savaşçılara kıyasla kıyafetleri daha temiz olanlar, üzerlerine en ufak bir çamur sıçramasını bile önlemek için savunma ağırlıklı kılıç oyunlarına odaklanmaya başlarken, kıyafetleri zaten bir ton çamura bulanmış olanlar, diğer savaşçıların kıyafetlerini çamura bulamak için tüm enerjileriyle saldırgan kılıç oyunlarına odaklandılar.

Üzeri en çok çamurlanan kişi bu gece çamuru toplayıp kılıçlara sürmekten sorumlu olacağı için, o kişinin kendileri olmamasını sağlamak zorundaydılar.

O iş berbat bir işti. Günün talimi bittiğinde vücutlarının her yeri ağrıyordu. Ama ertesi günün talimi için tüm kılıçlara çamur sürmek, dinlenme sürelerinin o kadar kısalması anlamına geliyordu.

Doğal olarak takımlar oluştu.

Şiddetle saldıran takım ve durmaksızın savunan takım. Kazanan belliydi. İşler bir anda tersine dönmüştü ama ivmesini kaybeden savunan takım, geri püskürtülmeye devam etmekten kendini alamıyordu.

Talim alanındaki hararet şiddetle artmaya devam ediyordu, hatta Yulian bile araya girip belirgin bir şekilde geri püskürtülen tarafa yardım etmek için kılıcını acımasızca savuruyordu.

Özel bir şey olmadığı sürece, bunun son güneş batana kadar devam edeceği kesindi (Ç.N.: Birden fazla güneş ve ay olduğunu unutmayın).

Yani… erkeklerin keskin ter kokusuyla dolu bu yere tatlı bir koku yayılana dek. O türden özel bir olay.

Hiçbiri deri zırhın birini bu kadar muhteşem gösterebilecek bir eşya olduğunu bilmiyordu. Ancak, vücuduna oturan bir deri zırhla yeni ortaya çıkan bu kadına çok yakışmıştı.

Herkesin dikkatini çekecek kızıl saçları olan kadın, yavaşça gruba doğru yürümeye başladı.

Bu manzarayı gören savaşçılar ve tabii ki Yulian da şaşkınlıkla ağızlarını hafifçe araladılar. O uzun kollar ve bacaklar ve deri zırhın arasından görünen kadın teni, son derece güzeldi.

Ayrıca, çöldeki çoğu kadından farklı olarak, toplanmamış da sadece serbest bırakılmış düz saçları rüzgârda savrularak adeta masalsı bir giriş yaratıyordu.

Rüzgârda dalgalanan kızıl saçları ve parlayan teniyle bu güzel kadın, Yulian’a ve savaşçılara baktı.

Bir şey söylemek için dudaklarını kıpırdattı ama konuşmadı.

Sanki Yulian’ın ya da savaşçıların onunla önce konuşmasını bekliyordu.

“Git onu karşıla.”

Savaşçılardan biri Yulian’ın sırtını iterken konuştu. Yulian garip bir şekilde duruyordu, sonra kadına doğru gidip ihtiyatla sordu.

“Hanımefendi… siz kimsiniz acaba?”

Kadın, Yulian’a doğru hafifçe başını eğdikten sonra konuştu.

“Ben Rivolde ailesinin genç kızı, Grace Nellisi. Pareia savaşçılarının talimini böldüysem özür dilerim. Buraya gelmemin sebebi, Yulian Provoke adındaki savaşçının buralarda olup olmadığını öğrenmekti.”

Kadının buyurgan tavrı yüzünden savaşçılar birbirlerine baktılar, sonra tüm gözler Yulian’a döndü.

Adını yeni tanıştığı bir kadının ağzından duyan Yulian, gergin bir şekilde konuştu.

“Ben Yulian, ama benden ne isteyebilirsiniz ki?”

“Sen mi?”

Kadın, Yulian’ı tepeden tırnağa süzerken gözlerini kocaman açarak cevap verdi.

“Evet.”

“Sen gerçekten de Pareia’nın Genç Parıltısı ve tek başına Canavar Çölü’ne gidip bir Kum Ejderi öldürdüğü söylenen kişi misin? Çöl Fatihi Yulian Provoke?”

Kadın sanki inanamıyormuş gibi cevap verince, Yulian başını sallayıp yanıtladı.

“Ben Parıltı Baguna’nın ilk oğlu Yulian Provoke, ve evet, Canavar Çölü’ne giderek yetişkinliğimi kanıtlayan kişiyim. Ama Rivolde kabilesinin genç kızı Grace neden beni arıyor?”

“O kadar da güçlü görünmüyorsun.”

“Ne?”

Grace, sorusuna cevap vermek yerine tuhaf bir şeyle karşılık verince Yulian afalladı.

“Tek başına bir Kum Ejderi yakaladığı söylendiği için, boyunun iki metreden uzun, parmaklarının çöl kaktüsü kadar, vücudunun da bir Bug Bear (sizi kafanızdan yemeye başlayan etçil bir canavar) kadar olduğunu düşünmüştüm…”

Yulian, Grace’in sözlerine gülmeye başladı. Şimdi düşününce, birinin şakayla karışık hakkındaki söylentilerin tam da Grace’in anlattığı gibi olduğunu söylediğini hatırladı.

“Sadece bu söylentilerin doğru olup olmadığını doğrulamak için mi geldiniz?”

Yulian’ın sorusu üzerine Grace şaşırmış bir ifade takındı ve niyetini açıkladı.

“Savaşçı Yulian Provoke, ben, Grace Nellisi, bir dövüş talep ediyorum.”

← Önceki Sonraki →

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki
👍Beğendim0
😡Sinir Bozucu0
😂Mükemmel0
😮Şaşırtıcı0
😓Sakin Olmalıyım0
😵Bölüm Bitti0

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Manga-Novel Tr sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin