Bölüm 9

Metin Boyutu
← Önceki Sonraki →

1. Kitap – 2.1: Kızıl Çöl

Büyük kıtayı ikiye bölen Kızıl Çöl. Kıta halkı bu Kızıl Çöl tarafından Doğu ve Batı kıtası olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Birbirlerinden pek farklı değillerdi ama bu çöl makul bir sınır oluşturacak kadar büyüktü.

Bu Kızıl Çöl’ün pek çok kendine has özelliği vardır.

Her şeyden önce, Kızıl Çöl adı kumlarının kırmızı renkte olmasından ama aynı zamanda burada her daim kan dökülmesinden gelir.

Kızıl Çöl’de toplam on iki farklı kabile yaşar.

Gündüzleri kavurucu bir sıcağın olduğu, geceleri ise dondurucu soğuğun ruhunuzu bile dondurabildiği topraklar. Çölün yarısı bataklık kumlarından oluştuğu için, yolu bilmeyenlerin özgürce hareket etmesi bile zordu. Tek bir yanlış hesaplamayla, bu kumlar bir anda ruhlarının gömüleceği yer haline gelebilirdi.

Ve elbette su çok önemliydi. Çölde uzun zamandır kurumayan ve kurumayacak olan yaklaşık iki yüz vaha vardır. Ayrıca kuruyup bir döngü içinde kendini yeniden dolduran yaklaşık iki yüz vaha daha bulunur. Son olarak, ortaya çıkıp sonra kaybolan yaklaşık yüz vaha vardır.

Sadece bu sayıları duyduğunuzda vaha sayısının çok olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat bu kadar büyük bir çöl için bu vaha miktarı oldukça düşük sayılırdı.

Her bir çöl kabilesinin güç seviyesi, kontrol ettikleri kurumayan vahaların sayısına bağlıdır. İşte bu yüzden tüm çöl kabileleri sürekli savaş halindedir. Kabilelerinin kontrol ettiği vaha sayısını artırmaya çalışırlar.

İşin aslı, vaha sayısı az olmasına rağmen su boldu. Hatta öyle ki, çöl nüfusu yüzde üç yüz artsa bile yetecek kadar su vardı.

Ne yazık ki insanlar doyumun ne demek olduğunu bilmezler ve korku içinde yaşayan canlılardır. Su hayatta kalmak anlamına geldiğinden, ancak daha fazla suya sahip olduklarında rahatlayabiliyorlardı. Kabileler vahalarını kaybederlerse ölebilecekleri veya düşman bir kabileye köle olabilecekleri endişesiyle sürekli savaşıyordu. Çöldeki erkeklerin çoğunun büyüyüp kaba ve şiddet yanlısı savaşçılar haline gelmesinin nedeni de bu tür bir ortamda yaşamaktı.

Tüm çöl kabileleri aynı atadan gelmesine rağmen, bu durum aslında bazı kabilelerin birbirine kanlı bıçaklı düşman olmasına yol açmıştı.

En şiddetli savaşları veren ve en uzun süredir savaşan kabileler, Yulian’ın Pareia kabilesi ve Shuarei kabilesiydi.

Deyim yerindeyse, iki kabile birbirini bir kaşık suda boğmak için fırsat kolluyordu. Her kabilenin bu tür meseleleri olduğundan, bitmek bilmeyen bu kan dökme olayları yüzünden burası Kızıl Çöl olarak anılmaya başlandı.

Ayrıca, diğer her şey bir yana, Doğu ve Batı’daki güçlü ulusların çölü rahat bırakamamasının nedeni çölde var olan bir kaynaktı.

Bu kaynak ‘Kara Su’ ya da ‘Yanan Su’ olarak biliniyordu.

Yulian’ın gururunun bu kadar incinmesinin nedeni buydu.

Büyük güçlerin müdahalesi.

Sadece Pareia kabilesi değil, on yedi vahaya sahip olan en büyük kabile Rivolde kabilesi bile bundan kaçamıyordu.

Eğer tüm çöl kabileleri birleşseydi, kıtanın en korkutucu ülkesi haline gelebilirdi ama kabileler şu anda pek çok açıdan bölünmüş durumdaydı.

Çöl korkutucu bir yerdi ama kafaya koyulduğunda hala işgal edilebilecek bir yerdi. İşte bu yüzden tüm çöl kabileleri güçlü uluslara haraç ödüyordu; Doğu’da bunlar Inama Krallığı ve Puria Krallığı, Batı’da ise Sessizlik İmparatorluğu ve Rojini Krallığı idi.

Rojini Krallığı’nın çöle sınırı yoktu ama Sessizlik İmparatorluğu’nun hemen yanında yer alan güçlü bir krallık oldukları için bunun stratejik bir ittifak olduğu söylenebilirdi.

Bunlar arasında Pareia, Sessizlik İmparatorluğu’na haraç ödüyordu. Görünüşte adil bir ticari ortaklıkları varmış gibi duruyordu ancak yanan suyu çıkarmak ve depolamak için harcanan emekle kıyaslandığında, aldıkları üç kuruşluk ödemeyle açıkça zararlı çıkıyorlardı. Bu durum bunun bir ticaret değil, bir haraç olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Bu kabilelerin şiddet yanlısı doğası göz önüne alındığında, böyle bir tezgah karşısında sessiz kalmaları tuhaftı ama işgal tehlikesini ikinci plana atarsak, hayır diyemiyorlardı çünkü yanan su karşılığında aldıkları ödeme demirdi.

Eğer bu ticareti reddeden tek kabile kendi kabileleri olursa, bu durum diğer kabilelere kıyasla sahip oldukları silah sayısında kesinlikle bir uçurum yaratacaktı.

Savaşta savaşçılar önemliydi ama savaşçılar için doğru silahlar da bir o kadar önemliydi.

Silahlar her savaşta tükenir ve yıpranırdı. İki savaşçı aynı yetenek seviyesindeyse, ahşap bir kalkan tutan savaşçı, çelik kalkanlı bir savaşçı tarafından alt edilirdi. Çölde her kabilenin diğerini yok etmek için fırsat kolladığı bu mevcut durumda demir, altından daha önemliydi.

İşte bu yüzden çöl kabileleri, kıtanın güçlü uluslarının bu mantıksız taleplerine boyun eğmek zorunda kaldıkları bir duruma düşmüşlerdi.

← Önceki Sonraki →

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki
👍Beğendim0
😡Sinir Bozucu0
😂Mükemmel0
😮Şaşırtıcı0
😓Sakin Olmalıyım0
😵Bölüm Bitti0

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Manga-Novel Tr sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin