Bölüm 7

Metin Boyutu
← Önceki Sonraki →

Yulian dehşete düşmüştü.

Ustasının idmandan ilk bahsettiği zamanı hatırladı.

– Sadece sol ayağımı kullanacağım. Hadi bir kez idman yapalım.

O zamanlar Yulian böyle bir idmanın nasıl olabileceğini merak ediyordu. Elbette gerçeği idrak etmesi pek uzun sürmedi. Böyle bir şeyi hayal edebilir miydi ki?

Chun Myung Hoon “Büyük Acı” adı verilen bir hareket tekniği kullanmış ve sadece sol ayağını kullanarak havada uçup Yulian’ın adeta pestilini çıkarmıştı.

Ustasının iki ayağını birden kullanmasını sağlaması tam iki yılını, bir parmağını kullanmasını sağlaması ise bir iki yılını daha almıştı (Dile kolay, koca dört yıl!).

Her idman yaptıklarında Yulian korkudan titrerdi. Normal dayakların aksine, Chun Myung Hoon idman sırasında asla acımazdı. Yulian kalıcı bir hasar almadığı sürece bayılsa bile kendini şanslı sayardı.

Sanki ustası ayağına ve parmağına metalden bir tür gürz takmış gibiydi. Hafif bir darbe olduğunu ya da onu zar zor sıyırdığını düşünse bile, sonunda birkaç gün yatak döşek yatmasına neden olacak kadar ağır yaralanıyordu.

İşin aslı, muhtemelen ustası onun yaralandığını ve yatakta yattığını görmekten nefret ettiği için sadece bu kadarla kalıyordu.

“Neden… durup dururken? Bu müridin henüz yetenekleri yok, hazırlıklı da değil…”

“Bir savaşçı sadece istediği zaman mı savaşır? Hazırlıklı değilse savaşmaz mı?”

“Elbette durum böyle değil ama…”

“Bu kadar gevezelik yeter. Sadece saldır. Ustan sana işin aslını tüm içtenliğiyle öğretecek.”

‘Biraz üstünkörü yapsan da olurdu aslında…’

Yulian devasa kılıcını sıkıca kavrarken içinden çığlık atıyordu. Ustasından darbe alma düşüncesini aklından bile geçiremiyordu. Eğer alırsa kesinlikle kıymaya dönecekti. Ustasının en azından bir darbe daha az vurması için dayak yerken kılıcını hiç olmazsa savurması gerektiğini biliyordu. Yılların tecrübesiyle şekillenen hayatta kalma içgüdüsü, onu yaklaşan fırtınaya hazırlamıştı.

“Ahhhhh!”

Yulian, Chun Myung Hoon’a doğru koşarken kendini mi gaza getiriyordu yoksa dehşet içinde çığlık mı atıyordu, ayırt etmek imkansızdı.

‘Bana kötü adam muamelesi mi yapmak istiyor? O zaman ölümü bir tatsın.’

Yulian rüyasında bile Chun Myung Hoon’un günlüğünü okuduğunu tahmin edemezdi.

Kızgın çöl güneşinin altında, bitmek bilmeyen bir çığlık tüm çölü yankılandırdı.

Pareia’nın Glow’u. “Bilge Baguna” olarak bilinen Baguna Provoke son zamanlarda oldukça mutluydu.

Ezeli düşmanları Shuarei kabilesiyle böylesine şiddetli savaşlar yaşamasalardı çok daha mutlu olurdu, ama bu ezelden beri devam eden bir durum olduğu için bunu aklının bir köşesine itebiliyordu.

Baguna’nın bu kadar mutlu olmasının nedeni en büyük oğluydu. Onun için son derece endişeleniyordu. İlk eşi, Pareia’nın Anası ve en büyük oğlunun öz annesi Mairez öldükten sonra Yulian inanılmaz derecede değişmişti.

Normal on yaşındaki çocukların göstereceği o gençlik enerjisinin zerresini göstermiyordu ve herkese karşı öylesine temkinliydi ki, bu durum neredeyse ürkütücü sayılabilecek bir boyuta ulaşmıştı.

Akranlarıyla takılmak yerine, sürekli bir şeyler okurken ve emekli savaşçılarla savaş ve hayata dair dersler üzerine konuşurken görülüyordu.

Elbette bu tür şeyler bir Glow olmak için de gerekli bilgilerdi ve gelecekte faydalı olabilirdi. Ancak on yaşındaki bir çocuğun bunları yaptığını görmek istemiyordu.

Kabile halkı yeni neslin Glow’unda bir şeylerin yolunda gitmediği hakkında dedikodu yapmaya başladığında, Yulian’a artık bir çocuk demek çok zordu.

Bir Pirma’yı sanki kendi parmağını oynatıyormuş gibi rahatça yönlendirebiliyordu ve belinde antrenman için kullanılan bir Şemşir yerine, savaşçıların kullandığı sağlam ve keskin bir Şemşir taşıyordu.

Baguna endişeliydi. Görkemli bir şekilde büyüyüp bir sonraki Glow olması gereken en büyük oğlu böyle anormal bir şekilde büyüyemezdi. Glow’un bile acısını paylaşacak bir dosta ve dürüst olabileceği bir sevgiliye ihtiyacı vardı.

Zaman geçtikçe Pareia güçlü bir Glow’a sahip olabilirdi ama aynı zamanda, insan ilişkileri sıfır olan yalnız bir kurt Glow’u kabullenmek zorunda kalacaklardı.

Durum o kadar kötüydü ki Baguna, Yulian’ı eğitim için kıtaya göndermeye zorlamayı bile düşünmüştü.

‘Hepsi bu yaşlı adam sayesinde. Yulian onun sayesinde normale döndü.’

Baguna, Chun Myung Hoon ile Yulian’ı izlerken gülümsemesine engel olamıyordu. İçinden şöyle geçiriyordu:

‘Bu yabancı, bu misafir Yulian’ı değiştirmeye başladı. Kimse onun yöntemlerini ya da bunu yapmayı neden kabul ettiğini bilmiyordu. Ancak Yulian ona ustası olarak saygı duyuyordu ve Baguna da ona sadece bir misafir olduğu için iyi davranmıştı.’

Zaman geçtikçe Yulian’ın yüzüne yeniden bir gülümseme yerleşmişti. Kişiliği bile iyimser birine dönüşmüştü.

Bir gün Baguna, Yulian’a bunun nedenini sordu.

“İyi bir şey mi oldu?”

“Hayır, baba.”

“O zaman neden yüzünde böyle bir gülümseme var?”

“…”

Yulian dürüstçe cevap veremedi. Kaşlarını çattığında Ustası ona daha çok vurduğu için gülümsediğini nasıl söyleyebilirdi ki? Babasına bunu nasıl açıklayabilirdi?

Babasına nasıl cevap vereceğini düşünürken aklına parlak bir fikir geldi.

‘Şimdi düşününce, gülümsememem için hiçbir neden yok. Reşit olma törenimi tamamlayıp bir savaşçı olduğumda, diğer tüm savaşçılardan daha güçlü olmayacak mıyım? Yulian, Yulian, zihnin nasıl da bulanmıştı. O kadar harika bir ustan var ama senin tek yaptığın şikayet etmek, sızlanmak ve tembellik yapmaya çalışmaktı.’

Yulian hızla Baguna’ya cevap verdi.

“Biliyorum ki bir gün, sadece hep gülümseyeceğim mutlu günlerim olacak. Bu yüzden erkenden başlıyor, o günler için gülümseme pratiği yapıyorum.”

← Önceki Sonraki →

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki
👍Beğendim0
😡Sinir Bozucu0
😂Mükemmel0
😮Şaşırtıcı0
😓Sakin Olmalıyım0
😵Bölüm Bitti0

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Manga-Novel Tr sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin