Bölüm 49 – 1.7

Metin Boyutu
← Önceki Sonraki →

Kitap 2-1.7 Usta Geri Dönüyor (I)

Chun Myung Hoon mutlu değildi.

Aslında, HİÇ mutlu değildi. Kıtanın dört bir yanında beş yıl süren uzun bir yolculuktan dönmüştü ve çöl halkının o özel tutkusunu hissetmek yerine vahanın etrafını kaotik bir atmosferin sardığını görüyordu.

Sanki biraz gevşemiş gibi görünen sınır savaşçıları vardı.

Fakat en büyük sebep, kim olduğunu bilen Librie’nin onu görür görmez savaşçılara yakalamaları için bağırması ve neticesinde, en azından şöyle böyle tanıdığı savaşçıların palalarıyla üzerine gelmesiydi. Nasıl mutlu olabilirdi ki?

Onları ne öldürebilir ne de yaralayabilirdi. Hepsi Pareia’nın savaşçılarıydı ve ileride öğrencisinin yanında olacaklardı.

Chun Myung Hoon, saldırılardan kaçınmak için vücudunu sağa sola hareket ettirirken ve kendisini tanıyacak birinin ortaya çıkmasını beklerken içten içe köpürüyordu.

Ne kadar süredir kaçınıyordu? Beklediği kişi ortaya çıkmamış, aksine üzerine gelen savaşçıların sayısı artmaya başlamıştı. Chun Myung Hoon son derece öfkelendi ve avazı çıktığı kadar bağırdı.

“Yulian!”

Sesi o koca vahadaki herkesin duyabileceği kadar yüksek olmasına rağmen kimsenin kulak zarı patlamamıştı. Bu, Chun Myung Hoon’un gücünü kontrol etme yeteneği sayesindeydi.

“Yulian, seni velet. Ustan geldi de yüzünü bile göstermiyorsun.”

Chun Myung Hoon’un sesi daha fazla savaşçının gelmesine neden oldu.

Bunun sebebi hem Librie’nin bağırışları hem de duydukları isimdi.

‘Bir tuhaflık var.’

Chun Myung Hoon bir şeylerin ters gittiğinden emindi. Öğrencisi, o böyle bağırırken bile ortaya çıkmayacak biri değildi ve burada olmasa bile Baguna’nın, aile üyelerinin, hatta onunla Yulta oynayan Tuma Takaka’nın bile ortaya çıkması normal olurdu.

Ayrıca, ona pala savuran savaşçılar da bunu pek istiyor gibi görünmüyordu. O her zamanki yiğit tabiatlarını hiç göremiyordu.

‘Bir şeyler olmuş olmalı.’

Chun Myung Hoon son derece zekiydi ve sezgileri çok güçlüydü; Pareia’da bir şeyler olduğunu kolayca anlayabilmişti.

Tanıdık bir yüz bulmak için etrafına bakındı. Aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen, Chun Myung Hoon’un hafızası sanki onları daha dün görmüş gibi capcanlıydı.

‘Birini gördüm.’

Fark ettiği kişi, sık sık Baguna’nın yakınlarında gördüğü biri olan Veruna’ydı.

Vücudu adeta uçmaya başlarken, bir anda etrafındaki savaşçıları geçti ve Veruna’yı yakaladı. Ardından insan olduğuna inanılması güç bir hızla uçarak diğer insanlardan uzağa gitti.

“Ne dedin sen?”

Veruna’yı yakalamış olan Chun Myung Hoon, duyduklarına inanamıyormuş gibi konuştu. Hatta sesi tam bir şaşkınlık içindeydi.

Veruna tekrar konuşmaya başladı.

“Bu, benim de inanmakta güçlük çektiğim bir şey. Genç Ateş’imizin böyle bir isyan planlayıp Ateş’i katletmesi. Bu… bu çok…”

“Peki Yulian nereye gitti?”

“O gün, Grace Hanım…”

“Grace mi?”

Chun Myung Hoon’un cevabı üzerine Veruna, onun olan bitenden gerçekten de habersiz olduğunu anladı ve açıklamaya başladı.

“Ah! Üstadım bilmiyor olabilir. Yulian Bey dört yıl önce evlendi. O zamanlar sizi bulmak için ne kadar çabaladığını bir bilseniz.”

“Eh, evlenme çağına gelmişti sanırım. Peki karısı Grace’e ne oldu?”

Veruna açıklamasına devam etti.

“Grace Hanım gelip bize şimdiki geçici Ateş’imiz Librie Hanım’ın, Baguna Bey’i öldürdüğünü, Yulian Bey ve Pere Bey’in de onun kabile üyeleri tarafından saldırıya uğradığını söyledi. Onlara yardım etmek için derhal harekete geçmemizi istedi.”

“Ama?”

“Sorun şu ki, Librie Hanım daha önce gelmiş ve bize Yulian Bey ile Pere Bey’in isyan edip Ateş Baguna ile Pareia’nın Anası Seina Hanım’ı zehirleyerek öldürdüğünü söylemişti. Bize gidip o ikisini yakalamamızı emretti.”

Chun Myung Hoon’un kafası karışmıştı, sordu.

“Böyle bir emir verme yetkisi var mı?”

“Ateş, Pareia’nın Anası ve Genç Ateş burada olmadığında, savaşçıların komutası Ateş’in ailesinin en kıdemli üyesi olarak Librie Hanım’a geçer. Fakat ikisinin anlattıkları farklı olduğu için şefler ve savaşçılar kaosa sürüklendi. Vahanın farklı şefleri ve Sessizlik İmparatorluğu’ndan gelen elçi, Ateş’in doğum günü için buradaydılar, bu yüzden böylesine kalabalık bir vahada kaos yaşandı.”

“Hoh, küçük oğluna değil de bir kadına kalıyor ha…”

Veruna, Chun Myung Hoon’un yorumuna cevap verdi.

“O sırada, Baguna Bey’in üç oğlu da burada değildi. Üçüncü oğlu Orca Bey bile zehre yenik düşmüş, ölümün eşiğindeydi.”

“Bu…”

Chun Myung Hoon konuşurken dilini şaklattı.

“Bütün bunlar ne zaman oldu?”

“Yaklaşık bir hafta önce.”

“Çok yazık. Keşke burada olsaydım.”

Chun Myung Hoon, birinin durumu yüzünden yaklaşık on gün geciktiği için pişmanlık duyarken Veruna tekrar konuşmaya başladı.

“Artık yaydan çıkmış bir ok. Hikâyeye devam edeyim mi?”

“Ah! Sözünü kestim. Devam et.”

“Her neyse, insanlar Yulian Bey’i destekleyenler ve ona lanet okuyanlar olarak ikiye ayrıldı, fakat çölün kanunu gereği, kabilenin komutasını elinde tutan Librie Hanım’ın emirlerine uymak zorundaydılar. Buna katılmayan Kızıl Fırtına savaşçıları ve Baş Şaman Tuma Takaka Bey, Grace Hanım’ı koruyup kabileden ayrıldılar. Librie Hanım onları yakalamamız için avazı çıktığı kadar bağırıyordu ama ne olduğundan kimse emin değilken, Ateş’in ailesine nasıl el kaldırabilirdik ki?”

“Ortalık karışmış olmalı. Peki, Yulian şu an nerede olabilir?”

Veruna cevap vermeden önce bir an düşündü.

“Grace Hanım’ın babasının yaşadığı Rivolde kabilesine doğru gittiklerini düşünüyorum. Şu anda sığınabilecekleri tek yer muhtemelen orası.”

“Bana bir harita çizebilir misin?”

“Oraya mı gideceksiniz?”

“Elbette. Burada kalmam için bir sebep yok. Kararımı vermeden önce öğrencimden daha fazla ayrıntı alacağım. Eğer Ateş Baguna öldüyse, bu dostumu öldürmüşler demektir, bu yüzden ölüye saygımı sunmam gerek.”

“O halde lütfen beni de yanınızda götürün.”

“Hmm?”

“Birçok kişi Grace Hanım ile gidemedikleri için yakınıyor. Aslında, epey insan Yulian Bey’in dönüp bize gerçeği kendi ağzıyla anlatmasını bekliyor.”

“Kimseyi dinlemeyip gerçeği ortaya çıkarmak için hepsini yakalamanız gerekirdi.”

Chun Myung Hoon’un cevabı üzerine Veruna başını sallayarak karşılık verdi.

“Kanun yüzünden Librie Hanım’ı dinlemek zorundaydık. Ancak Librie Hanım’ın Sessizlik İmparatorluğu’ndan gelen o şişman elçiye olur olmaz sorular sormasını izlerken insanlar öfkelerini zor zapt etti. Herkes Librie Hanım’ın sözlerinden şüphe ediyor. O iki kardeşin gerçekten… böyle bir şey yapmak için şeytana uymuş olsalar bile, bu kadar dikkatsiz olabilirler miydi? Herkes onların gücünü biliyor ve onları takip eden onca savaşçı var.”

Chun Myung Hoon başını salladı.

‘Biraz işe yaramaz ama en azından kişiliğine hayran kalmamak elde değil. En azından iyi olacağına dair küçük işaretler gösteriyor.’

Chun Myung Hoon, Yulian’la ilk tanıştığı anı ve Ejderha’yla karşılaştıklarında Yulian’ın verdiği tepkiyi hatırladı. Konuşmadan önce bir kez neşeyle güldü.

“Pekâlâ. Benimle gel. İçerideki durumu bilen birinin de ortaya çıkması eminim Yulian’ın hoşuna gidecektir.”

Chun Myung Hoon, Yulian’a yetişmeye karar verdi.

← Önceki Sonraki →

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki
👍Beğendim0
😡Sinir Bozucu0
😂Mükemmel0
😮Şaşırtıcı0
😓Sakin Olmalıyım0
😵Bölüm Bitti0

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Manga-Novel Tr sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin