Kitap 1-5.3 Dört Atlı ve Takımları
Canavar Çölü, çoğu kabilenin hayatta kalmak için en az üç yüz tecrübeli savaşçıyı bir araya getirmesini gerektiren tehlikeli bir bölgeydi.
Burası sayısız canavarın türediği bir yerdi. İnsanların Canavar Çölü’ne gelme tehlikesini göze almasının sebebi ise elbette çöldeki canavar sayısını kontrol altında tutmak, ama daha da önemlisi, pek çok savaşçının diğerleriyle takım çalışmasını geliştirirken gerçek tehlikeyi tatmasını sağlamaktı.
Yirmisinden bir gün bile büyük göstermeyen bu elli kadar savaşçı, tehlikeli Canavar Çölü’ne doğru ilerliyordu. Eğer hepsi henüz yirmisine yeni basmış savaşçılarsa, bu onların tecrübeli bile olmadıkları anlamına geliyordu.
Kabilenin en büyük savaşçıları ve Vaha’nın şefleri onları ikna etmeye çalışsa da Yulian ve Kızıl Fırtına, Canavar Çölü’ne doğru yola çıkmıştı.
Kızıl Fırtına’nın bir sonraki eğitim sahası.
Kızıl Fırtına savaşçılarının belli bir yetkinliğe ulaştığını gören Yulian, gerçek muharebeleri tecrübe etmeleri için burayı seçmişti. Canavar Ruhları toplamak ise bu sürecin sadece ek bir faydasıydı.
“Silahlarımıza çok para harcandığından yakınıp duran usta demircilerin karşısında nihayet başımızı dik tutabileceğiz.”
Triquel’in sözleri üzerine herkes gülmeye başladı.
Her ne kadar bu topraklarda tek başına hayatta kalmış Yulian’la birlikte olsalar ve kendi yeteneklerine güvenseler de, buranın Canavar Çölü olduğu gerçeği hepsini geriyordu.
Yulian etrafına göz gezdirdikten sonra konuştu.
“Paolarımızı buraya kuracağız. Burada iki ay kalacağımız için derin kazmanız ve sağlam olduğundan emin olmanız gerek. Buradaki canavarların tehlikeli olduğu doğru, ama kum fırtınaları onlardan bile daha korkunçtur.”
Yulian’ın sözlerini duyan herkes pirmalarından inip paolarını kurmaya başladı.
Yulian, kendi erginlik töreni sırasında burada çektiği çileleri anımsayarak savaşçılara yeri derin kazmaları, hatta paonun neredeyse yarısı kumun içine girecek şekilde kurmaları talimatını verdi.
Paoları kurmak, su kaplarını ve kurutulmuş erzaklarını içeri taşımak epey zaman aldı. Farkına bile varamadan birkaç saat geçmişti.
“Hazır olanlar sıraya geçsin!”
Haisha’nın yüksek sesle bağırmasının ardından savaşçıların çoğu hizaya girmeye başladı. Geriye kalan birkaç kişi de hazırlıklarını hızla tamamlayıp onlara katıldı.
Herkes toplandıktan sonra Yulian onlara etraflarındaki tehlikeleri anlattı.
“Şu andan itibaren her şey gerçek. O rahat tavırlarınızı bir kenara bırakın ve odaklandığınızdan emin olun. Günde on altı saat canavarlarla savaşacak, sekiz saat de uyuyup yemek yiyeceğiz. Bu sekiz saatin dördünü nöbet tutarak geçireceğinizi düşünürsek, uyku süremiz günde sadece dört saat olacak. Üzerimize aşırı bir yorgunluk çökeceğini biliyorum. Tehlikeli olacağını da biliyorum. Ancak biz buraya oynamaya gelmedik. Gerçek savaş tecrübesi kazanmaya, yeteneklerimizi bilemeye geldik.”
Yulian’ın sesi yükselmeye başladı.
“Savaş alanında, düşman biz yorgunken de saldıracaktır; yorgunluğumuzun bizi yavaşlatmasını umursamazlar. Bu, savaş alanında başınıza gelmeden önce bunu tecrübe etme zamanı. Düşmanımız sadece buradaki canavarlar değil; aynı zamanda burada meydana gelen tehlikeli doğal afetler de olacak.”
Yulian elini uzatıp rüzgârı hissetti ve devam etti.
“Eminim hepiniz bunu zaten biliyorsunuzdur ama bir kum fırtınasının yaklaştığını görürseniz, yer altına saklanın. O zaman bile gözlerinizi ve kulaklarınızı dört açmanız gerekecek, çünkü yer altında bile canavarlar var.”
Gözlerinde ateş yanan savaşçılara bakan Yulian biraz endişelendi.
Bu, acı verici bir eğitim olacaktı.
“Söyleyeceğim son şey, kendi bedeninize değer vermeniz. Sadece kendiniz için değil, Pareia için ve benim için, bedeninize iyi baktığınızdan emin olun. Tehlikenin yaklaştığını hissederseniz, etrafınızdaki yoldaşlarınızla birlikte çalışın. Hiçbir yaralanmayı veya ölümü affetmeyeceğim. Anlaşıldı mı?”
“Evet, anlaşıldı.”
Kızıl Fırtına savaşçıları hep bir ağızdan cevap verdi. Hepsi en azından bu kadar kararlıydı.
“Güzel. Sizi takımlara ayıracağım. Haisha, Triquel, Shubeon ve Thrint.”
Yulian, aklındaki savaşçıların isimlerini seslendi. Her birinin kendine özgü yetenekleri vardı ve grup içinde onlara Kızıl Fırtına’nın Dört Atlısı deniyordu. Bu ismin hakkını verecek yeteneklere de sahiplerdi.
“Evet.”
Yulian, çağrısına cevap verip öne çıkmaya başlayan dört savaşçıya seslendi.
“Her birinizin on iki kişilik bir takımı olacak. Geriye kalan sekiz kişi benimle olacak. Takımlarınızı oluştururken arkadaşlarınızdan ziyade, her bir kişinin bireysel özelliklerini ve yeteneklerini göz önünde bulundurun, çünkü birlikte iyi çalışmanız gerekecek. Ne demek istediğimi anladığınızdan eminim. Başlayın.”
Yulian emri verir vermez Dört Atlı, her bir kişinin karakterini ve yeteneklerini dikkate alarak takımlarını oluşturmaya başladı. Bu biraz zaman aldı, ama dört takım kuruldu ve geriye kalan sekiz savaşçı Yulian’ın yanına geldi.
“Güzel. Bundan sonra birbirimizle rekabet halindeyiz. Kazanan, en çok Canavar Ruhu toplayan takım olacak. Elbette kaliteyi de göz önünde bulunduracağız. Sıradan bir akrebin Canavar Ruhu ile Dev bir Akrebin Canavar Ruhu aynı muameleyi göremez. Eğitimin son gününde birinci ve sonuncu takımları belirleyeceğiz ve büyük ödüller ile ağır cezalar verilecek. Tekrar söylüyorum. Burası bir savaş alanı. Savaş bittiğinde, başarıları layıkıyla ödüllendirmemiz gerekir. Durum böyle olduğuna göre, bazılarınıza olan muamelemizin değişeceğinden emin olabilirsiniz.”
Yulian’ın sözleriyle savaşçıların mücadele ruhu daha da alevlendi. Hepsi, kimseden aşağı kalmayacağına inanan gururlu savaşçılar olduğu için bu kaçınılmazdı. Artık takım arkadaşı olmaktan önce, birer rakiptiler.
“Öğlen ve gece yarısı. Günde iki kez, MUTLAKA bu paoya dönmek zorundasınız. Her takım, paoyu korumak için aynı anda iki üyesini gönderecek. Ben de dâhil olmak üzere beş takım lideri, paonun korunmasını denetlemek için sırayla görev alacak. Geriye kalan zaman her takımın kendi inisiyatifine bırakılmıştır. Ne zaman uyuyacağınız, ne zaman yemek yiyeceğiniz gibi şeyler. Sorusu olan var mı?”
Shubeon elini havaya kaldırdı.
“Her takımın bir Kum Ejderi’ni alt edebileceğini düşünüyor musunuz? Bir arkadaş için soruyorum da…”
Yulian bir an düşündükten sonra başını iki yana salladı.
“Hayır. Bir Kum Ejderi ile karşılaşırsanız, kaçın. Yeteneklerinizin ölümcül bir tehlikeden kaçınmaya yeteceğine inanıyorum. Ancak, daha önce de belirttiğim gibi, herhangi bir yaralanmayı veya ölümü kabul etmeyeceğim. Tüm o eğitimi alıp burada ölmek ne büyük bir israf olurdu, değil mi?”
“O zaman bu sizin takımınız için çok büyük bir avantaj değil mi? Sonuçta siz tek başınıza bir Kum Ejderi’ni alt edebiliyorsunuz…”
Yulian gülümsedi. Shubeon’un neyden endişelendiğini sonunda anlamıştı.
‘Eminim diğer savaşçılar da bunu düşünüyordur ama Shubeon sadece onlar adına sordu.’
Savaşçı Shubeon muazzam bir güce sahipti ve karakteri, kaybetmekten nefret eden biriydi. Üç Tora (yer altında yaşayan ve bir avcının saldırısına karşı evlerine birçok giriş çıkış hazırlayan küçük hayvanlar) lakabı da bunu kanıtlıyordu.
“Merak etmeyin. Ben sadece eksik olan dört üyemizin yerini dolduracak kadar güç kullanacağım. Elbette, Paoyu gözlediğim gün bizim takımımız diğerlerinden daha fazla kayıp yaşayacaktır, bu yüzden bunu gerektiği gibi telafi edeceğim.”
Yulian’ın söylediklerine gülen Triquel konuştu. “Yulian-nim de şaşırtıcı derecede hesapçı olabiliyormuş.”
“Bu bariz bir şey. Ben de hepinizin uyduğu kurallara uyacağım. Yine de, takımımın sonuncu olmayacağına dair en ufak bir şüphem yok. Şimdiden söyleyeyim, kazanan takım büyük bir ödül alacak, sonuncu olan takım ise… eh, onu da sizin hayal gücünüze bırakıyorum.”
Triquel’in cevabı üzerine diğer savaşçılar da gülmeye başladı. “Uzun mu kısa mı, yan yana koyunca belli olur derler. Kim bilir? Belki de kendisine ceza vermek zorunda kalan bir Yulian görürüz.”
Yulian altta kalmadan karşılık verince savaşçıların kahkahaları daha da yükseldi. “Doğru. Uzun mu kısa mı, yan yana koyunca belli olur. Kendime ödül vereceğimi düşününce şimdiden biraz utanıyorum.”
“Başka soru var mı?”
Kızıl Fırtına’nın Dört Atlısı birbirine baktıktan sonra başlarını iki yana sallayıp hep bir ağızdan cevap verdi.
“Başka soru yok.”
“O halde şimdi başlıyoruz. Size şans dilemek gibi bir şey söylemeyeceğim. Bana yeteneklerinizi gösterin. Takımlar halinde dağılın.”
“Emredersiniz.”
Savaşçılar, diğer takımlara karşı avantaj elde etmek için kendi takımları içinde hızla dağıldılar.