Bölüm 59 – Bölüm 3.1

Metin Boyutu
← Önceki Sonraki →

Nihayet başlıyordu.

Kitap 2-3.1 Shuarei’nin Planı

“Bu fırsatı kaçırmamalıyız.”

Venersis’in sözleri üzerine Shuarei’nin Işıyan’ı, Çöl Köstebeği Hangry Elbotta, sadece başını iki yana salladı.

“Başkasının krizini bir saldırı fırsatı olarak kullanmak, ben Hangry’nin şanına onulmaz bir leke sürer. Nereden geldiğini anlıyorum Ulu Savaşçı Venersis, lakin saldırımıza yavaşça başlarsak bu yeterli olacaktır.”

Venersis içten içe aşırı derecede öfkelenmişti.

‘Onurun ne olduğunu bilen biri nasıl olur da benim onurumu hiçe sayıp geçmişte böyle bir emir verebilir? Ateşkesi çiğneyip hemen ertesi gün saldırı emri veren sendin. Senin gibi biri bana şan ve onurdan bahsetmeye cüret mi ediyor?’

Venersis, Hangry’ye neredeyse öldürecek gibi bakıyordu ama Hangry umursamıyormuş gibi konuşmaya devam etti.

“Ulu Savaşçımızın kusuru fazla ateşli olması. Diğer Ulu Savaşçılara ve emrindeki savaşçılara da fırsat tanımak için biraz geri çekilmen gerekmez mi?”

‘Bütün mesele bu muydu yani?’

Venersis, Hangry’nin sözleri üzerine içinden hayıflandı. Sonuçta Hangry, Venersis’in çok fazla başarı kazanacağından korktuğu için gitmesine izin vermek istemiyordu.

Başından beri böyleydi ama son zamanlarda diğer Ulu Savaşçılar ve Işıyan onu fazlasıyla kısıtlamaya çalışıyorlardı. Dahası, Hangry, Venersis’in Işıyan makamını gözlediğini bile düşünüyordu.

Önceki Işıyan böyle değildi. Aslında, önceki Işıyan diğer Ulu Savaşçıların kıskançlıklarına kendi göğsünü siper ederek engel olmuştu. Venersis’in ne istediğini en iyi o bilir ve Venersis’e herkesten daha çok güvenirdi.

Buna karşılık Venersis de Işıyan’a tam sadakatini sunmuş ve kontrol ettikleri dokuz vahayı on bire çıkarmak için elinden gelen her şeyi yapmıştı.

Fakat Hangry Işıyan olunca, Venersis’i kısıtlamak için diğer Ulu Savaşçılarla iş birliği yapmış ve eline geçen her fırsatta Venersis’in yoluna taş koymaya çalışmıştı.

Batı’nın Savaş Tanrısı’na ve Çöl Kılıcı olarak bilinen en büyük savaşçı tugayına sahip olan Shuarei’nin hâlâ sadece on bir vahasının olmasının sebebi buydu.

Kabilenin içi olabildiğince çürümüştü.

“Eğer sen, kabilenin en iyi savaşçısı, en doğru hareket tarzının bu olduğunu düşünüyorsan, bunu bir düşüneceğim. Ama ancak yeni neslin savaşçılarına muharebe tecrübesi kazanma şansı vermeyi planlıyorsan.”

Shuarei’de şanı çöle yayılmış o iki kardeşi alt edebilecek hangi savaşçı vardı ki?

Onun Çöl Kılıcı’na karşı koyabilmek için Kızıl Fırtına adında yeni bir savaşçı tugayı kurmuştu. Becerilerinin Çöl Kılıcı’nınkine benzediği, bunu bizzat gören askerlerden birinin bildirdiği bir gerçekti.

Shuarei’deki muharebe tecrübesine sahip öncü savaşçıların çoğu Venersis’in tugayının bir parçasıydı. Bu mantıklıydı, zira son yirmi yıldır Shuarei’nin savaşlarının yüzde seksenini Venersis yürütmüştü.

Pareia’nın mevcut kaosuyla, zafer şansı kesindi. Ancak, kendisi değil de sadece kendine paye çıkarmaya çalışan başka bir Ulu Savaşçı giderse, şansları ancak yüzde elliydi.

“Bu işe yaramaz. Pareia’nın Ulu Savaşçıları arasında Öfkeli Brandistock, Keskin Dişler ve Koca Mızrak’la başa çıkabilecek tek kişi benim. Ayrıca, son zamanlarda Işıyan Baguna’nın oğlu, Çöl Fatihi olarak anılacak kadar güce sahip genç savaşçı Yulian hakkında haberler geliyor. Lütfen gitmeme izin verin. Bu fırsatı kaçırırsak, bu statükoyu ne kadar daha sürdürmemiz gerekeceğini bilemeyiz.”

“Ulu Savaşçı Venersis, Shuarei savaşçılarımızı biraz fazla küçümsemiyor musun?”

“Onları küçümsemiyorum. Sadece gerçeği söylüyorum. Mevcut Ulu Savaşçılarımız uzun zamandır gerçek bir muharebe görmedi. Diğer yandan, Pareia’nın savaşçıları şimdiye kadar çok sayıda muharebeyle yüzleşmedi mi?”

“İşte bu yüzden onlara şimdiden tecrübe kazandıracağımızı söylüyorum ya? Madem senin de dediğin gibi Pareia kaos içinde, tecrübe kazanmak için bundan daha iyi bir ortam olabilir mi? Ayrıca, geçmişte bunca savaşa girerken bunun gibi bir şeyin yaşanmasını önlemek için diğer Vahalardan da yanına savaşçılar almalıydın.”

Hangry’nin söylediklerini duyduktan sonra Venersis öfkelenmeye başladı.

‘Eğer takviye taleplerimi defalarca reddetmeseydin, Pareia’nın vahalarının yarısı çoktan bizim olurdu ve savaşçılarımız da bir sürü tecrübe kazanırdı.’

Venersis böyle bağırmak istedi.

Eğer Işıyan Hangry ve diğer Ulu Savaşçılar onu kısıtlamasaydı, Pareia’nın Ulu Savaşçılarının birleşik tugaylarını bile yenebilirdi.

Ancak Venersis bile takviyeden ve savaşçıdan yoksunken üç Ulu Savaşçı’yı yenemezdi. Kendisinden üç kat daha fazla savaşçısı olan düşmanı nasıl alt edebilirdi ki?

İki vaha almayı başarabilmesinin sebebi bile önceki Işıyan’ın tam desteği sayesindeydi.

Venersis konuşurken öfkesini bastırmaya çalıştı.

“Işıyan, Shuarei’mizin üzerine atılması için nihai fırsat geldi. Pareia’nın sıkı savunmaları kaos yüzünden darmadağın ve bu sayede vahalar arasındaki iş birliği de yerle bir olmuş durumda. Eğer hemen şimdi saldırırsak, bir ay içinde size onların iki vahasını sunabilirim.”

‘Lütfen beni bir düşman değil, bir müttefik olarak görün.’ Sözlerini böyle bitirmek istiyordu ama Venersis, sanki Hangry’yi teselli etmeye çalışıyormuş gibi devam etti.

“Lütfen vahamın savaşçılarının ve 10,000 kişilik bir takviyenin yola çıkmasına izin verin. Zaferin şanını kesinlikle Shuarei’ye ve Işıyan Hangry’ye adayacağım.”

Venersis’in geri adım atmadığını, hatta bunu isterken hafifçe eğildiğini gören Hangry’nin kalbi biraz yumuşadı.

Tam o sırada, onlarla birlikte olan diğer Ulu Savaşçılardan biri, Gür Vaha’nın Delici Yayı, Recharei Breeze, Venersis’e doğru bağırdı.

“Kanlı El Venersis, çok fazla şan peşinde koşmuyor musun? Ne sebeple bu kadar şan arıyorsun? Eğer Işıyan sana emrederse, sadece emrini yerine getirmelisin. Öne atılanın sen olmasının sebebi ne?”

Venersis de öfkesini dışa vurarak Recharei’ye bağırdı.

“Recharei, bir savaşçı tüm gücünü kendisi için değil, kabilesinin iyiliği için kullanır. Bu sözlerle bana hakaret mi ediyorsun?”

“Hakareti sen başlattın. Eğer sen olmazsan, Pareia’yı alt edemez miyiz? Tüm Shuarei’nin Ulu Savaşçılarına hakaret eden sen değil misin?”

“Haksız mıyım? Pareia’nın Koca Mızrak’ına yenildiğini çoktan unuttun mu? O zaman seni kurtaran kimdi?”

Venersis’in cevabıyla Recharei’nin yüzü kıpkırmızı oldu. O zaman imdadına yetişen Venersis’ti.

“Hıh.”

Recharei, Venersis’in sorusuna cevap vermeden Hangry’ye bakıp konuşmaya başladı.

“Eğer bu Recharei’ye Gür Vaha’mızın savaşçılarını ve ek olarak 10,000 savaşçı verirseniz, bu Recharei Breeze, Işıyan’a Pareia’nın vahasını teslim edeceğimin garantisini verir.”

“İtiraz ediyorum. Recharei 10,000’den fazla savaşçıdan oluşan bir birliğe hiç komuta etmemiş bir Ulu Savaşçı’dır. Ve zaferi garantilemek için benim de katılmam gerektiğini lütfen unutmayın, Işıyan.”

“Gidip gitmeyeceğime Işıyan’ımız karar verir, bu senin kararın değil. Işıyan daha bir şey söylememişken sen ne diye çeneni yoruyorsun?”

Recharei, Venersis’i azarlarken ona ağır bir hata yaptığını ima eden bir ifade ve üslupla baktı, sonra da Hangry’ye döndü.

“Venersis’in cüreti arşa dayandı. Artık Işıyan’ın kararını beklemeden neyin serbest olup neyin olmadığına kendi kendine karar veriyor. Işıyan’ın onu suçları için cezalandırması gerektiğini söylemek isterim.”

Orada bulunan Ulu Savaşçıların ve vaha şeflerinin çoğu Venersis’in bu kadar çok başarıya sahip olmasından hoşnut olmadığı için, Recharei’nin haklı olduğunu söyleyerek ona katılmaya başladılar.

Hangry onları dinleyip haklı olabileceklerini fark edince keyfi kaçtı ve kendisi de Venersis hakkında olumlu düşünmediği için, Recharei’nin tarafını tutarak konuşmaya başladı.

“Ulu Savaşçı Venersis, konuşmadan önce düşün. Bu sefer Recharei’ye verilecek. Her Ulu Savaşçı, savaşçılarını hazırlayıp Recharei’ye göndersin.”

“Işıyan!”

Venersis yüksek sesle bağırdı ama Hangry hiç tereddüt etmeden devam etti.

“Ulu Savaşçı Venersis vahasına dönüp kısa bir mola vermeli. Diğer şefler ve Ulu Savaşçılar bir şey dememiş olsa bile, epeydir aktifsin. Arada bir mola vermen gerekmez mi?”

Güm.

Venersis’in öfkesi artarken, bilinçsizce ayağını yere vurmaya başladı.

Güm. Güm. Güm.

Öfke ve hüsran arasında gidip geliyordu.

“Ne yapıyorsun? Işıyan’ın emrine karşı öfke nöbeti geçirmeye cüret mi ediyorsun?”

Recharei ona bağırırken, Venersis ona dik dik baktıktan sonra aniden ayağa kalkıp paoeden çıktı.

Arkasından çoğu kişi onun kibirli olduğunu, küstahlığının arşa dayandığını ve Işıyan’ı hor gördüğünü söylüyordu.

Venersis çölün mavi gökyüzüne baktı.

‘Göklerin Shuarei’miz için planı neydi acaba…..’

Venersis, paoesine doğru ilerlerken içi hayıflanma ve uğursuz bir hisle doluydu.

← Önceki Sonraki →

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki
👍Beğendim0
😡Sinir Bozucu0
😂Mükemmel0
😮Şaşırtıcı0
😓Sakin Olmalıyım0
😵Bölüm Bitti0

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Manga-Novel Tr sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin