Bölüm 52

Metin Boyutu
← Önceki Sonraki →

Kitap 2-1.10 Usta Geri Döner (IV)

Grace, Yulian’ın gözlerini açtığını görünce nihayet rahat bir nefes almış ve onun kollarına yığılmıştı.

Uyanacağına… uyanacağına yürekten inanıyordu ama tüm bu zaman boyunca zihninin bir köşesinde gezinen ufacık bir şüphe olduğu da bir gerçekti.

“Çünkü çok zayıfsın. Ben yokken ne kadar tembellik ettin de bir kadeh zehirli su seni bu hale getirdi?”

Yulian, kulağında dobra ve tanıdık bir ses duydu.

“Ustam……”

Yulian aniden doğrulunca kucağındaki Grace dengesini kaybetti.

“Ah! Grace, affedersin.”

Yulian, düşmesini engellemek için Grace’i çabucak yakaladı ve başını çevirdi.

“Nihayet aklın başına geldi mi? Zehrin hepsi gitti, o yüzden hâlâ hastaymış gibi yaparsan seni kendi ellerimle öldürürüm.”

“Ustam, ne zaman döndünüz? Ah, ama burası neresi……?”

Yulian etrafına bakındı. Ne kendi pao’sunda ne de babasının pao’sundaydı.

Yulian’ın bu tepkisi üzerine Chun Myung Hoon inanamayarak alayla güldü.

“Neredeyse ölmek üzereyken seni kurtarıyorum ama sen ölebileceğinden bile haberi olmayan bir aptalsın. Evet, ben burada olmasaydım, sen Ölüler Diyarı’nın Kralı Yama’ya ‘Ne? Ben öldüm mü?’ diye soracak türden bir serserisin, değil mi?”

“Neden bahsediyorsunuz?”

Chun Myung Hoon’un sözleri karşısında kafası karışan Yulian, şaşkın bir ifadeyle ustasına baktıktan sonra Grace’e döndü.

“Hiçbir şey hatırlamıyor musun?”

“Hatırlamak mı? Babamın pao’sunda, babam ve kardeşlerimle içki içiyordum. Orca iyi bir içkisi olduğunu söylemişti, ben de içtim… ve onu içerken……”

Orca’nın içkisini içtiği ana kadar hatırlıyordu. Ancak sonrasında olan hiçbir şeyi anımsamıyordu.

Hikâyenin geri kalanını onun yerine Grace anlattı.

“Bayıldın. İçkide zehir vardı. Sen ve babam zehir yüzünden bayıldınız ve Librie kabilesinin savaşçıları hemen pao’yu bastı.”

Grace, olan biten her şeyi Yulian’a açıkladı.

“Nasıl… nasıl böyle bir şey……”

Grace’in açıklamalarını dinlerken Yulian o kadar öfkelenmişti ki sözlerini tamamlayamıyor, sadece uyluklarının üzerinde sımsıkı kenetlediği yumruklarıyla öylece oturuyordu. İnanamayacağı bir şey olmuştu.

“Babam? Babama ne oldu?”

Durumun farkına varan Yulian, acilen babası Baguna’nın durumunu sordu. Grace hüzünlü bir ifadeyle cevap verdi.

“Duyduğuma göre babanın içkiyi içtikten sonra bilinci bir nebze de olsa yerindeymiş. Olmakta olan isyanı fark edince, Pere-nim’e seni alıp kaçmasını emretmiş. Librie’nin grubundan o kadar çok savaşçı varmış ki Pere-nim hem babanı hem de seni alıp kaçamamış……”

“Peki, ne oldu? Ondan sonra ne oldu?”

“Pere-nim ve Kızıl Fırtına savaşçıları seni alıp babamın olduğu Rivolde’ye kaçarken, Librie her bir vahaya adamlarını yollamış. Senin… senin babanı katledip kaçtığını ve seni buldukları anda öldürmeleri gerektiğini söylemiş……”

GÜM! ÇATIRT!

Yulian aşırı öfkeyle divana vurdu; divanın kırılma sesi duyulabiliyordu.

“AAAAAAAAH!”

Çok geçmeden, Yulian’ın keder dolu sesi pao boyunca çınladı.

“Baba!”

Herkes hüzünlü ifadelerle Yulian’a bakıyordu, Chun Myung Hoon bile yüzünü başka yöne çevirmişti. O bile baba ile oğlun ne kadar yakın olduğunu biliyordu.

Yulian bir süre böyle bağırdıktan sonra aniden durdu.

“Librie, ben, o… o… kahpeyi……”

Yulian’ın gözleri kıpkırmızıydı ve vücudundan ölümcül bir aura yayılıyordu.

“Bana sadece söyleme, eylemlerinle göster.”

Chun Myung Hoon’un sözleri Yulian’ın kulaklarına ulaşınca, Yulian etrafına bakındıktan sonra ayağa kalktı ve etrafındakilere başıyla selam verdi.

“Görünüşe göre hepiniz benim yüzümden epey acı çekmişsiniz. Düşünmem gereken bir şey var. Lütfen bir süreliğine yalnız kalmama izin verin.”

Yulian’ın ricası üzerine herkes pao’dan dışarı çıktı. Yulian’ın hissettiği şoku hissedemeseler de ne denli büyük bir sarsıntı içinde olduğunu tahmin edebiliyorlardı.

Yulian, ilk ayın doğmaya başladığı sıralarda pao’dan çıktı.

“İyi misin?”

Pao’nun dışında beklemekte olan Chun Myung Hoon, Yulian’ı görünce sordu.

“Her şey sizin sayenizde, ustam. Diğerleri nereye gitti?”

“Hepsini yolladım. Bana söylemen gereken bir şey var gibiydi.”

“Fark ettiniz mi?”

Yulian’ın sorusu üzerine Chun Myung Hoon başını salladı.

“Özür dilerim ustam. Sözünüzden çıktım. Karıma ve Kızıl Fırtına savaşçılarına dövüş sanatlarını aktardığımda sizin tarafınızdan öldüresiye dövülmeye hazırdım. Bu gerçekten yapmam gereken bir şeydi… Özür dilerim ustam.”

Önünde eğilen öğrencisini izlerken Chun Myung Hoon endişelenmeye devam etti. Chun Myung Hoon, Kızıl Fırtına savaşçılarının eğitimini görmüş ve kendi dövüş sanatının izlerini fark etmişti.

Onun gücü, bu dünyada düşüncesizce paylaşılabilecek türden bir şey değildi. Beş yıl boyunca ejderhayla birlikte batı kıtasını gezerken bu düşüncesini doğrulamıştı.

Bu dünyada, kılıç aurasını zar zor da olsa kullanabilenler usta olarak tanınıyor ve büyük saygı görüyordu. Elbette, Çin’de kılıç aurası yayabilen o kadar çok insan yoktu ama buradaki kadar nadir de değildi. Çin’deki büyük veya ünlü bir tarikatta, bu seviyede en az on kadar usta bulunurdu. Ancak bu dünyada böylesi bir dövüş sanatını aktarmak, kaosa yol açmaktan başka bir işe yaramazdı.

Chun Myung Hoon endişelenmeye devam ederken nihayet sordu.

“Toplamda kaç kişiler?”

“Elli yedi kişiler.”

“Ne kadarını biliyorlar?”

“Onlara temel yöntemleri ve kurucu duruşları öğrettim. İzninizi almadan gerisini öğretmeye cüret edemedim……”

Chun Myung Hoon, Yulian’ın sözünü kesti.

“Bu kadar. Bundan fazlasını kabul edemem. Temel yöntemler olarak adlandırılabilir ama yeterince uzun süre eğitim alırlarsa, kendi başlarına bir şeyler çözeceklerdir. Sanatımın özü budur. Sen Pareia’yı kıtanın canavar yuvası haline getirmeye çalışıyorsun, değil mi?”

Chun Myung Hoon’un da belirttiği gibi, temel yöntemler olarak bilinse de Gök ve Yer Tapınağı Sanatı’nı eşsiz kılan şey, temeli atıp tecrübe kazandıkça ortaya çıkan güç olmasıydı. (ÇN: Sanırım daha önce adını hiç söylememişti, o yüzden şimdilik GYTS diyelim.)

Eğer Yulian’ın potansiyel seviyesinde biri olsaydı, yaklaşık yirmi yıllık zorlu bir eğitimle hepsi kesinlikle usta olurdu.

“İzin verdiğiniz için teşekkür ederim.”

Chun Myung Hoon’un onayını almak Yulian’ı son derece mutlu etti ve ustasının önünde diz çökerek yere kapanıp şükranlarını sundu.

“Yulian, seni sert bir şekilde uyaracağım. Gelecekte bir çocuğun olmasına ve dövüş sanatlarını ona aktarmana onay veriyorum, ancak bu, mevcut savaşçı grubuyla sona ermeli. Sadece kendi kanından olanlara aktarabilirsin. Başka hiç kimseye.”

“Teşekkür ederim ustam.”

“Bu kadar mutlu olmana gerek yok. Eğer bir kez daha sözümden çıktığını görürsem, kafanı kendi ellerimle uçururum.”

Yulian, Chun Myung Hoon’un sert sözlerine rağmen gülümsemeyi bırakmadı.

Kızıl Fırtına’nın yeni nesli yaratıldığında, mevcut Kızıl Fırtına savaşçılarının yetenekleri yaklaşık olarak kendisinin şu anki seviyesinde olmalıydı.

Eğer durum buysa, GYTS olmasa bile, öğrendikleri diğer antrenman yöntemlerini aktarabilirlerdi ve bu bile onları diğer kabilelerden daha güçlü kılmaya yeterdi.

Ayrıca, ustası kendi çocuklarına aktarabileceğini söylememiş miydi?

Yulian tekrar yere kapanarak teşekkür etti.

“Çok teşekkür ederim ustam.”

“Pekâlâ, bundan sonra ne yapmayı planlıyorsun? Glow Baguna benim de dostumdu. Eğer senin için uygunsa, intikamını senin yerine almak istiyorum. O zaman durum çabucak yatışırdı; bu harika olmaz mıydı?”

Chun Myung Hoon, komploya karışan herkesi ortadan kaldırıp her şeyi eski haline getireceğini söylüyordu ama şaşırtıcı bir şekilde Yulian başını iki yana salladı.

“Eminim herkes bu işi kendi ellerimle halletmemi isteyecektir. Sonuçta bu, Provoke ailesinin bir iç meselesi ve sadece ben kendi başıma halledersem bir anlamı olur.”

“Sanki ben bir yabancıymışım gibi konuşuyorsun.”

Chun Myung Hoon gücenmiş gibi konuşunca, Yulian hızla başını iki yana salladı.

“Öğrenciniz, ustasını göklerdeki bir tanrı gibi görür, nasıl bu kadar üzücü sözler edebilirsiniz?”

Chun Myung Hoon’un Kızıl Fırtına savaşçılarını eğitmesine izin vermesiyle enerjisini geri kazanmış gibi görünen Yulian, dinç bir sesle konuştu. Bu durum Chun Myung Hoon’un keyfini yerine getirdi.

“Sorun değil. Madem böyle hissediyorsun, öyle yapacağız. O zaman ben hiçbir şeye karışmayacağım.”

“Ustam, sadece yanımda olmanız bile bana yüzlerce savaşçıya sahipmişim gibi hissettiriyor.”

Öğrencisinin söylediklerinden hoşlanmış gibi görünen Chun Myung Hoon, bir kez elini sallayarak güldü ve pao’suna geri döndü.

Yulian, ustası gözden kaybolana kadar bekledikten sonra gökyüzündeki aya baktı.

‘İntikamımı mutlaka alacağım.’

Yulian yumruklarını o kadar sıkmıştı ki tırnakları avuçlarına batıyordu.

Bölüm 1’in Sonu.

Sıradaki:

Kansız Bir İç Savaş

Yaşananlara kıyasla, çok kolay çözülmüştü.

Onların aptallığına acımalı mıydı?

Yoksa her şeyi mahveden kadını mı suçlamalıydı?

Daha fazla roman okumak ve bölümleri hızlıca güncellememize yardımcı olmak için ziyaret edin. Çok teşekkürler!

← Önceki Sonraki →

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki
👍Beğendim0
😡Sinir Bozucu0
😂Mükemmel0
😮Şaşırtıcı0
😓Sakin Olmalıyım0
😵Bölüm Bitti0

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Manga-Novel Tr sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin