Bölüm 1571: Ebedi
Gece Katliamı
Soğuk Kuzey Egemeni kükrediği gibi on büyük İlahi Kral
kaynak enerjilerini serbest bıraktı… Ama ne biri ileriye doğru hareketlendi
ne de saldırdı.
Sonuçta, eğer biri mevcut durumu görmezden gelseydi… On
milyon kaynak gelişimcisinin önünde tek bir kişiye saldırmak, bu ünlü ve saygın
ustaların kolayca yapabileceği bir şey değildi. Onların gururu ve kendi
zihinleri tarafından kısıtlanmıştı.
Her yer sessizdi ve herkesin gözleri önlerinde olay yerine
sabitlendi. Fakat bu savaşın sonuçlanmasını beklemiyorlardı, güçteki
eşitsizliğin daha büyük olamayacağı bir savaş, en azından sonucu şüpheli
olmayan bir savaştı. Bunun yerine savaş sonrası İlahi Güney Anka Diyarı’nın
bununla nasıl başa çıkacağını merak ediyorlardı.
Beihan Chu içtenlikle ve alçakgönüllülükle evlilik
teklifinde bulunmuştu ama Nanhuang Chanyi doğrudan onu reddetmişti. Bu savaş
Nanhuang Chanyi’nin Beihan Chu’nun bir kölesi haline gelmesiyle biterse, o
zaman İlahi Güney Anka Diyarı orta yıldız alemlerinin en büyük gülme odağı
haline gelecekti.
Bu Qianye Ying’er’in ilk defa Nanhuang Chanyi’ye kayıtsız
bir bakış attığı seferdi. O tek andan sonra, bakışlarını geri çekti ve
gözlerini bir kez daha kapattı.
Sadece gözlerini kapattığı anda olmasına rağmen altın gözlerinin
derinliklerinde soğuk ve tehlikeli bir ışık sessizce parladı.
On büyük İlahi Kral, savaş alanında birbirlerine bakıyordu
ve hiçbiri ileriye doğru adım atmaya ve saldırmaya istekli değildi.
O anda, Yun Che yavaşça elini kaldırdı ve durgun bir şekilde
parmaklarını yaydı.
Aynı zamanda bu anda sessiz savaş alanındaki atmosfer aniden
belirgin bir sebep olmaksızın boğucu bir şekilde büyüdü ve bölgedeki ışık
açıkça soluyordu.
Bu ani değişim, herkesin istemeden başlarını kaldırmasına
neden oldu ancak gökyüzünü kaplayan siyah bulutların olmadığını keşfettiler.
Dahası, bu boğucu duygu sessizce daha yoğun olarak büyüyordu ve herkesin
göğsüne bastırarak gittikçe daha ağır büyüyen bir nesne varmış gibi
hissettirdi.
Herkesin şoku ve korkusunun ortasında, Yun Che’nin
vücudundan aniden siyah bir ışık patladı. Bir anda, önlerindeki devasa Merkez
Harabeleri Savaş Alanı zifiri karanlıkla kaplandı.
Bu dramatik değişim yavaş yavaş gerçekleşmemişti, tek bir
anda gerçekleşmişti. Tüm Merkez Harabeleri Savaş Alanı şu anda zifiri
karanlığın egemenliği altındaydı, sanki karanlık bir gece hiçlikten vuku
bulmuştu. Karanlık her şeyi yutmuş gibiydi.
Yoğun zifiri karanlık, savaş alanındaki tüm ışık izlerini
yuttu. Oradaki İlahi Egemenler de olmak üzere herkesin görüş alanı tamamen
zifiri bir karanlık perde tarafından engellendi. Yun Che’nin veya on büyük
İlahi Kral figürlerinin yansımasını bırakın onların ilahi algısı dahi tamamen
açıkça engellenmişti.
Qianye Ying’er’in narin kaşları hafifçe seğirdi…
Çünkü tüm savaş alanını sarmış olan karanlık, Ebedi Gece’nin
Hayali İblis El Kitabı’ndaki karanlığın eşsiz etki alanıydı—Işıksız Sonsuz
Gece!
Sonuçta o da Ebedi Gece’nin Hayali İblis El Kitabı’nı
yetiştiriyordu!
Sadece birkaç sıradan İlahi Krala karşı böyle büyük bir jest
yapmak… Özel bir planı varmış gibi görünüyordu.
Yoksa bu…
Şaşkın ve soluk soluğa kalmış kalabalığın arasından geçerken
İlahi Egemenlerin hepsi bir parlamayla ayaklarını yere vurdu, yüzlerinde hızla
bir şok ve uyarı görünümü şekillendi. Merkez Harabeleri Savaş Alanı’ndaki on
büyük İlahi Krala gelince, karanlık üzerlerine bir çarşaf gibi indiği anda,
karanlık gece tarafından yutulmuş gibi hissetmediler, aksine onlar sanki sonsuz
karanlık bir uçurum tarafından yutuluyormuş gibi hissettiler!
Her şey gözlerinin önünde bir anda kararmadan hiçbir uyarı
ya da işaret görmemişlerdi. Şok ve dehşet içinde içgüdüsel olarak kaynak
enerjileri, kalplerinin içinde bulunduğu dehşetin üstünde dengesizce
dalgalandı. Bunun nedeni uzuvları, bedenleri, sayısız görünmez şey tarafından
zincirlenmiş gibi hissetmeleriydi. Sadece ellerini hafifçe oynatmak için
neredeyse tüm güçlerini kullanmak zorunda kaldılar.
Muazzam bir dağın kaynak enerjilerine sıkıca bastırdığını ve
ne kadar mücadele ederlerse etsinler, bu baskıdan kurtulmayı başaramadıklarını
hissettiler.
Fakat bunların hepsinden daha korkutucu olan şey, her yönden
vücutlarına ve ruhlarına doğru çılgınca yükselen buz gibi soğuk, baskıcı ve
uğursuz enerji iplikleriydi. Sanki sayısız kötücül ruhlar bedenlerini ve
zihinlerini kemiren, korku ve umutsuzluğa neden olan, sayısız şeytanvari
iplikçik, ruhlarının her bir köşesine vurmaya ve tüketmeye başlamıştı.
Işıksız Ebedi Gece yalnızca ışığı yutmakla kalmaz aynı
zamanda yaşamın ve umudun kendisini de tüketirdi!
Yun Che’nin vücudu bu karanlığın içinde sessizce hareket
etmişti ve İlahi Krallardan birinin önünde göründü… Ondan sadece birkaç metre
uzakta olmasına rağmen, güç alanının zirvesinde duran bu güçlü İlahi Kral, onu
hiç hissetmemişti. Ruhsal algısı bile tamamen yutulmuştu.
Yun Che bu İlahi Kralı parmağıyla işaret etti. Sonrasında
karanlık kaynak enerjisi acımasızca onun dört uzvunu yerinden söktü ve o
noktalardan çılgınca kan bir barajdan patlarmış gibi saçılmaya başladı.
“UWAAAAAH!”
Bu sefalet çığlığı karanlık tarafından tamamen boğuldu. İlk
İlahi Kralın göğsü açıldı, kolları ve bacakları aynı anda koptu… Yun Che
sadece tek bir parmağını kullanmış olsa da bu İlahi Kralların kaynak enerjisi
ve iradeleri ağır bir şekilde bastırılıyordu, bu yüzden nasıl savunma yapabilirlerdi?
Yun Che’nin gücü altında, çürümüş ahşap kadar zayıftılar.
Yun Che’nin ayakları karanlıkta hareket ederken, anında
başka bir İlahi Kral’ın önünde ortaya çıktı. Bir kez daha, tembel ve
gelişigüzel bir halde kolunu uzattı ve önündeki havaya dokundu… İlk İlahi
Kral’ın vücudu bile düşmeden önce, ikinci İlahi Kral’ın vücudundan kanlar
akıyordu, bacakları aynı anda yere yapışmıştı.
Bang!
Bang!
Bang!
Bang!
Bang!
……
Enerjinin patlaması, bedenlerin parçalanması, umutsuzluğun
sefil feryatları… Bütün bunlar tamamen karanlık tarafından gömülü haldeydi.
Savaş alanının dışında, seyirciler sadece savaş alanının tam ve mutlak
karanlıkla örtüldüğünü görebiliyorlardı. Herhangi bir beden göremediler ya da
herhangi bir ses duyamadılar, bu yüzden karanlıkta neler olduğunu bilmenin bir
yolu yoktu.
Soğuk Kuzey Egemeni’nin kaşları çatıldı, Doğu Harabeleri
Egemeni ve Batı Harabeleri Egemeni büyük ölçüde yüzlerini kırıştırdı. Onların
önünde saf bir karanlık kütlesi vardı, o kadar saf bir karanlık ki hayalleri
dahi bunu nitelendirmekten yoksundu. Hepsi herhangi bir şey sormadan aynı anda
ilerledi ama yaklaştıkları an, savaş alanını örten karanlık aniden dağıldı.
Sanki ortada zifiri siyah bir perde açılmış gibiydi. Işık
aniden tekrardan karanlığın bulduğu yere hücum etti ve özgürlüğüne kavuştu.
Savaş alanı bir kez daha herkesin önünde ortaya çıktı.
Aynı zamanda uzun boğucu bir sessizlik de ortaya çıktı.
Yun Che, savaş alanının ortasında sessizce duruyordu ve onun
duruşu ya da savaş alanındaki konumu eskisinden farklı değildi.
Yüzü ifadesizdi ve gözlerinde dalgalanmalar yoktu. Seyirci
ayrıca giysilerinde herhangi bir kırışıklık veya toz görememişti ve ayakta
durduğu yerden tek bir inç bile hareket etmemiş gibi görünüyordu.
Ancak önünde on kan havuzunun korkunç manzarası vardı. Bu
kan havuzundaki on beden o kadar merhametsiz durumdaydı ki onlara bakmak dahi
kişinin iradesini zorlamasına neden olmuştu. Her vücut kan içinde sırılsıklam
bir vaziyetteydi ve göğüsleriyle birlikte bacaklarında oyulmuş beş kanlı delik
vardı. Bu kanlı delikler şekil ve konum bakımından hemen hemen aynıydı, kan
hala onlardan hızla dışarı çıkıyordu.
Yüzleri bir kağıt kadar beyazdı ve bedenleri zaman zaman
seğiriyor, spazm geçiriyordu. Vücutları, henüz kalplerinden dağılmayan korku
nedeniyle zaman zaman titriyor ve ağızlarından sızan kısık ve sefil inlemeler,
onları on ölen solucan gibi feryat etmelerini sağlıyordu.
Dahası bu on kişi… Şok edici bir şekilde Soğuk Kuzey, Doğu
Harabeleri ve Batı Harabeleri bölgelerinden katılan on üstün İlahi Kraldı!
Üç büyük İlahi Egemen’in ifadeleri dramatik bir şekilde
değişti ve bedenleri gözle görülür bir şekilde sallandı. Sanki birisi çekiçle
kafalarına vurmuş gibiydi.
Sessizlik, ölümcül bir sessizliğin devamını sağladı.
Sahnenin önlerindeki şiddet etkisi, anlayışlarını tamamen aşmış, inançlarını
tamamen parçalayan bir şok ve dehşet yaratmıştı.
Kimse tam olarak ne olduğunu bilmiyordu. Sadece gelip gitmiş
karanlığı görmüştüler ve şu anda yerde gevşekçe yatan on büyük İlahi Krala
bakıyorlardı. O kadar ağır yaralanmaya uğramıştılar ki ayağa dahi kalkamaz bir
haldeydiler.
Dahası sadece kısa bir süre geçmişti.
“Ah… Ah…”
“Hsss…”
“Bu… bu… bu da ne böyle…”
“……”
Fısıldayan, inleyen, keskin nefes emişleri ve kırılmış
dişlerin görüntüsü… Ama seyirci bir kenara on büyük İlahi Kral dahi ne
olduğunu bilmiyordu.
“Ne oldu!!?”
Soğuk Kuzey Egemeni savaş alanına seğirmiş gözlerle yerde
yatan İlahi Krallarına bakarken rüzgârdan daha güçsüz olduklarını hissedebiliyordu.
Onları yakından gözlemlediği gibi, göz kapakları seğirdi ve yüzü daha da
büküldü.
Bu on kişinin yarısı Kuzey Harabeleri Alemi’ne aitti.
Ayrıca, bu beş üstün İlahi Krallar arasında, bunlardan biri dışarıdan gelmişti
ve diğer dördü Soğuk Kuzey Şehri’nin çekirdek parçasıydı. Bu korkunç yaraların
kalıcı bir hasar bırakması çok muhtemeldi, bu yüzden Soğuk Kuzey Şehri için bu
inanılmaz derecede büyük bir kayıptı.
Ne olduğunu bilmiyordu… Ama kesinlikle Yun Che’nin bunu
kendi gücüyle yaptığına inanmadı!
“Uw… aaaah…” Soğuk Kuzey Şehri’nin bir
İlahi Kralı yerde yatarken kanlı diş etlerinin arasından acı bir şekilde
inledi. “Şeytani teknik… Bu bir şeytani teknik!”
Bu ani karanlık bedenlerini bastırdığında kaynak güçleri ve
ruhları büyük bir erozyona uğruyormuş gibi hissetmiştiler… Bu onların birer
İlahi Kral olarak deneyimledikleri ilk şeytani teknik olmuştu.
“Evet… Bu… Bu bir şeytani teknik…”
Başka bir İlahi Kral umutsuzca boğuk sesiyle inledi. Umutsuzlukları içindeki
korkunun dehşetvari şoku sanki yaşamlarındaki en korkunç şeyi
deneyimlediklerini gösteriyordu.
Onur koltuğundaki Beihan Chu’nun kaşları alçak bir sesle
konuşurken büyük ölçüde çatıldı. “İkinci Usta, burada tam olarak ne
oldu şimdi!?”
“…” Kıdemli Üstün Lu tekrar konuşmadan önce ağır
bir suskunluğa girdi. “Şeytani tekniklerin hikayeleri tamamen hayal
dışıdır. Ama bu çocuk kesinlikle bir çeşit yüksek kaliteli şeytani eseri
kullandı.”
Kelimelerini dökme demirin keskinliğiyle söylemişti.
Beihan Chu kısa bir baş sallaması verdi. “Bu öğrenci de
öyle düşünüyor.”
Bu sözleri söylediğinde gözlerinde garip bir ışık parladı.
Kıdemli Üstün Lu’nun başı biraz sarkmıştı. “Bu
şeytani esere biraz ilgi duymuşsun gibi görünüyor.”
“Elbette,” Beihan Chu kuru bir kahkaha ile,
“Böyle bir fırsat önümüze çıktığından, şansımızı denememiş olursak
yazık olurdu, değil mi?” dedi.
Soğuk Kuzey Egemeni’ne ait iki büyük İlahi Kralın sözleri,
Soğuk Kuzey Egemeni’nin bakışlarının yukarı doğru sarsılmasına ve doğrudan Yun
Che’ye yönelmesine neden oldu. “Yun Che! Sen tam olarak ne
yaptın!?”
“Yaptığı şey belli değil mi?” Nanhuang
Chanyi’nin sesi savaş alanının güney tarafından yankılandı. “Bizim
Nanhuang’ımızın Yun Che’si üç mezhebinize ait on İlahi Kralı tek başına yendi.
Bunu göremiyor olabilir misiniz? Yoksa siz… Seçkin Soğuk Kuzey Egemeni’nin
kendisi, Yun Che’nin bir çeşit şeytani teknik kullandığını mı öne
sürecek?”
“Hmph! Yun Che tek başına… Nasıl on tanesini de
yenebilir!?” Soğuk Kuzey Egemeni daha önce gösterdiği güveni nasıl
gösterebilirdi? Sesi, gizleyemediği bir
şok ve öldürme niyetiyle kaplıydı. “Şeytani bir teknik kullanmamış olsa
bile, kesinlikle bir çeşit şeytani eser kullandı!”
Sözleri ve düşünceleri Kıdemli Üstün Lu ile tam olarak
aynıydı.
“Öyle yapmışsa ne olmuş?” Nanhuang Chanyi
konuştu. “Yun Che ve üç mezhebiniz arasındaki on İlahi Kral savaşında
kaynak eserlerin kullanımını yasaklayan herhangi bir kural var mıydı?”
“Sennn!!” Nanhuang Chanyi’nin sözleri
gerçekten Yun Che’nin çok güçlü bir kaynak eseri kullandığını doğrular gibiydi.
Çünkü neredeyse kaynak hap, formasyon ve zırhlar haricinde
herhangi bir kaynak eserin kullanımı ile ilgili hiçbir sınırlama koyulmamıştı.
Silahlar aynı zamanda bir tür kaynak eseriydi ve güçlü bir kaynak eseri ele
alma yeteneği de kendi başına bir yetenekti.
Birinin yeteneği eksik olsa da güçlü bir kaynak eseriyle bu
eksiğini kapatabilirdi.
Yun Che’nin kullandığı şey onların görüş alanlarında ortaya
çıkmıştı ve sonrasında Doğu Harabeleri Egemeni’nin sesi duyuldu. “Merkez
Harabeleri Savaşı kaynak eserler kullanımını yasaklamış olmasa da Yun Che’nin
kullandığı sıradan bir kaynak eseri olmamakla birlikte kesinlikle yasaklı bir
şey kullandığı kuvvetle muhtemeldir!”
[Extacy12: Bir şey olmadıysa bile kesin bir şey oldu xd]
“Üç mezhebimizin büyük İlahi Krallarına bu şekilde
bir şeytani eseri kullanarak zarar vermek yalnızca acımasızlık olarak kabul
edilebilir… Bunu nasıl görmezden gelebiliriz!?” Batı Harabeleri
Egemeni öfkeli bir sesle bağırdı.
“Oh?” Nanhuang Chanyi sakin bir sesle konuştu. “Güney
Anka temsilcimiz ve üç mezhepten on kişi arasındaki savaşın sonucu halihazırda
kararlaştırıldı. Yun Che’nin tam zaferiyle sona erdi. Bununla birlikte, üç Alem
Kralı’nın hareket etme şekli, tüm mezheplerinizin haysiyetlerini terk etme ve
herkesin önünde sözlerinden geri dönmek istiyormuş gibi görünüyor?”
Soğuk Kuzey Egemeni’nin kaşları daha da battı. Konuşmak
üzereyken, Nanhuang Chanyi’nin tonunun aniden değiştiğini duydu. “Genç Usta
Beihan. Bu savaşın en üst düzey hakemi ve tanığı olarak, düşünceleriniz
nedir?”
Soğuk Kuzey Egemeni hemen söylemek üzere olduğu sözlerini
tuttu. Ne olursa olsun, Beihan Chu’nun Yun Che’nin lehine karar vermesinin
imkansız olduğunu biliyordu.
Mevcut herkesin perçinli bakışları altında, Beihan Chu ayağa
kalktı ve konuştuğu gibi küçük bir gülümseme çıkardı. “Kaynak eserler
gerçekten Merkez Harabeleri Savaşında yasak değildir. Bununla birlikte, bu
savaş alanının seviyesini aşan kaynak eserler gerçekten ‘yasak öğeler’ olarak
kabul edilebilir. Normal kaynak eserleri savaşın seyrine heyecan katacak ve
kullanan kişiye makul bir desteklik sağlayacaktır.”
“Ancak, bu savaşın seviyesini aşan yasaklanmış kaynak
eserler, bu savaşın en temel kurallarını ve dengesini yok edecektir.”
“Bu savaşta ne bir zaferden ne de bir yenilgiden
bahsedilebilir. Rekabetin dengesini tamamen kıran bir kaynak eseri olmamalıdır!
Yani bu savaş temelde anlamsız hale getirilmiştir! Eğer bir kazanan üzerinde
karar vermek zorunda kalırsak, o zaman kazanan, bu savaşta bile görünmemesi
gereken bu şeytani eseri olacaktır, Yun Che değil!”
Beihan Chu’nun sözleri sakin bir yel kadar dingindi ve
konuştukları reddedilemezdi.
Yun Che de herhangi bir itirazda bulunmadı. Bunun yerine
yalnızca son derece soğuk ve donuk bir sesle yanıt verdi. “Ben bir
şeytani eser kullanmadım.”